2012 Oscar Adayları
Dünyanın en prestijli sinema ödüllerinin dağıtıldığı Oscar ödüllerinin bu seneki tam aday listesi de açıklandı. Golden Globe ödüllerinden sonra iyice gelişini hissettiren 84. Oscar Ödülleri, 26 Şubat tarihinde sahiplerini bulacak.
Adaylıklar şöyle;
EN İYİ FİLM
The Artist
Extremely Loud and Incredibly Close
The Descendants
The Help
Hugo
Midnight in Paris
Moneyball
The Tree of Life
War Horse
EN İYİ YÖNETMEN
Woody Allen, Midnight in Paris
Michel Hazanavicius, The Artist
Terrence Malick, The Tree of Life
Alexander Payne, The Descendants
Martin Scorsese, Hugo
EN İYİ ERKEK OYUNCU
Demian Bichir, A Better Life
George Clooney, The Descendants
Jean Dujardin, The Artist
Gary Oldman, Tinker Tailor Soldier Spy
Brad Pitt, Moneyball
EN İYİ KADIN OYUNCU
Glenn Close, Albert Nobbs
Viola Davis, The Help
Rooney Mara, The Girl with the Dragon Tattoo
Meryl Streep, The Iron Lady
Michelle Williams, My Week with Marilyn
EN İYİ YARDIMCI ERKEK OYUNCU
Kenneth Branagh, My Week with Marilyn
Max von Sydow, Extremely Loud and Incredibly Close
Jonah Hill, Moneyball
Nick Nolte, Warrior
Christopher Plummer, Beginners
EN İYİ YARDIMCI KADIN OYUNCU
Berenice Bejo, The Artist
Jessica Chastain, The Help
Melissa McCarthy, Bridesmaids
Janet McTeer, Albert Nobbs
Octavia Spencer, The Help
EN İYİ ÖZGÜN SENARYO
The Artist
Bridesmaids
Margin Call
Midnight in Paris
A Separation
EN İYİ UYARLAMA SENARYO
The Descendants
Hugo
The Ides of March
Moneyball
Tinker Tailor Soldier Spy
YABANCI DİLDE EN İYİ FİLM
Bullhead (Michael R. Roskam) , Belçika
Monsieur Lazhar (Philippe Falardeau) , Kanada
A Separation (Asghar Farhadi) , Iran
Footnote (Joseph Cedar) , Israil
In Darkness (Agnieszka Holland) , Polonya
!f istanbul 2012 Programı

!f İstanbul 2012 programı nihayet açıklandı. Bu yıl 11. yaşını kutlayacak olan !f İstanbul AFM Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, çıtayı bir hayli yükselterek 15 kategoride birçok filmi bizlerle buluşturuyor.
Ödüllü bölüm Keş!f, Hit Filmler, !f Müzik, Fantastik Filmler, Arka Bahçe, Ev, Yol, Gökkuşağı Filmler, e-Şıkkı, !f Kült, ACiD 20. Yılını Kutluyor, !f Kısalar, Nöbetçi Sinema ve !f Özel Gösterimler gösterimlere ek olarak Sundance iş birliği ile bu yıl Hollywood senaristlerinin ve film ekiplerinin katılacağı özel dersler, sohbetler, paneller ve soru-cevap seansları ile başka perspektifler sunmak, karşılıklı diyalog geliştirebilmek ve bağımsız sinema için yeni izleyici potansiyeli yaratabilme amacıyla Sundance Özel Bölüm de bizlerle buluşacak.
Ek olarak bir çok aktivitenin olacağını ve bu yıl 3.senesine hazırlanan şehirleri ve ülkeleri birbirine bağlayan tek sinema projesi olan “!f 2” İstanbul Live projesinin 27 şehre yayıldığını da belirtmekte fayda var.
Bu yıl birçok yenilikle karşımıza çıkacak olan bağımsız festivallerin incisi !f Istanbul’un gösterim yerleri konusunda yapılan iyileştirmelerin dışında, biletlerde yapılan değişiklikler de dikkat çekiyor. 16- 26 Şubat 2012 tarihlerinde İstanbul’da, 2 – 4 Mart tarihleri arasında ilk kez İzmir‘de, 1 – 4 Mart tarihlerinde ise Ankara’da gerçekleştirilecek festivalin biletleri yine www.mybilet.com’dan satışa sunulacak. Ayrıntılar için tıklayınız.
Önerilere gelecek olursak;
- Dark Horse
- Eldfjall
- The Descendants
- Take Shelter
- Un Amour De Jeunesse
- V Subbotu
- Nana
- Akıntıya Karşı
- Keyhole
- Circumstance
- Adil Ya Da Değil
2012 Goya Adayları
İspanya’nın Oscar’ı olarak kabul edilen Goya ödüllerinin bu seneki adaylıkları belli oldu. Pedro Almodovar‘nın son filmi “La piel que habito“nun 16 adaylıkla başı çektiği ödüllere 14 dalda aday olan yönetmen Enrique Urbizu‘nın ”No habrá paz para los malvados” isimli filmini Blackthorn 11 adaylıkla izliyor. Ödüller 19 Şubat’ta verilecek.
26. Goya adaylıkları şu şekilde:
En İyi Film
Blackthorn (Sin destino)
La piel que habito
La voz dormida
No habrá paz para los malvados
En İyi Yönetmen
Mateo Gil, Blackthorn (Sin destino)
Pedro Almodóvar, La piel que habito
Benito Zambrano, La voz dormida
Enrique Urbizu, No habrá paz para los malvados
En İyi Erkek Oyuncu
Daniel Brühl, Eva
Antonio Banderas, La piel que habito
Luis Tosar, Mientras duermes
José Coronado, No habrá paz para los malvados
En İyi Kadın Oyuncu
Verónica Echegui, Katmandú. Un espejo en el cielo
Salma Hayek, La chispa de la vida
Elena Anaya, La piel que habito
Inma Cuesta, La voz dormida
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
Lluís Homar, Eva
Juanjo Artero, No habrá paz para los malvados
Raúl Arévalo, Primos
Juan Diego, 23-F: la película
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu
Maribel Verdú, De tu ventana a la mía
Pilar López de Ayala, Intruders
Ana Wagener, La voz dormida
Goya Toledo, Maktub
En İyi Avrupa Filmi
Melancholia (Danimarka)
Jane Eyre (İngiltere)
The Artist (Fransa)
Carnage (Fransa)
İspanyolca En İyi Yabancı Film
Boleto al paraíso (Küba)
Miss Bala (Meksika)
Un cuento chino (Arjantin)
Violeta se fue a los cielos (Şili)
Yabancı Dilde Film Oscar Aday Adayları
Nuri Bilge Ceylan‘ın Cannes‘daki katman katman süregelen göreceli başarısından sonra Oscar alma şansı ciddi şekilde dillendirilmeye başlandı. Son olarak Cannes Film Festivali‘nde Dardenne kardeşlerin Le Gamin Au Velo filmiyle beraber Jüri Özel Ödülü‘nü paylaşan Ceylan, Bir Zamanlar Anadolu‘da ile kuşkusuz kariyerinin zirvesine ulaşmış durumda. Önceki filmlerine nazaran radikal yeniliklere bir hayli göz kırpan yönetmen, 157 dakikalık destansı bir film ortaya koymayı başarmış durumda. Nitekim; Türkiye’nin uluslararası alanda en çok tanınan ve saygı duyulan yönetmeni olan Ceylan, kendisi hakkında söylenen ve artık klişe haline gelmiş olan “fotoğraflardan film oluşturuyor, çok sıkıcı, anlamsız” söylemlerine de beyazperdeden tokat gibi bir cevap verdi. Öyle ki; film gerek Cannes’da, gerekse katıldığı diğer uluslararası festivallerden övgüye boğulurken ülkemizde de bir hayli beğenilmiş durumda (Hıncal Uluç hariç.) Kabul etmek gerekir ki Ceylan, ülke standartlarının çok çok üstünde bir film yaparak, hem kendi çıtasını yükseltti hem de diğer Türk yönetmenlerin -kendi potansiyellerini gözden geçirmesine aleni bir şekilde ortam hazırladı.
Durum böyleyken Nuri Bilge Ceylan ve Bal ile Semih Kaplanoğlu‘nun başarısının ardından hele de böyle bir film mevzu bahis iken Oscar düşüncesi ciddi şekilde sağlam temellere dayanılarak dışa vuruluyor. Akademiye başvuru için gönderilen aday adaylarına bakacak olursak Bir Zamanlar Anadolu’nun 9 filmlik listeye kesinlikle kalacağı düşüncesindeyim. Ve bundan sonrası çok daha kolay. 9 filmlik listeden Oscar için yarışacak 5 film seçileceği zaman çok daha kesin konuşulabilir fakat, fikrimce bu kez Nuri Bilge Ceylan, büyük ödüle kadar uzanacak.
Bir Zamanlar Anadolu‘danın rakipleri arasında ise ağır toplar mevcut. Bunları; İran‘ın bu yılki Berlinale fatihi Jodaeiye Nader az Simin, Bela Tarr‘ın başyapıtı A Torinoi Lo, Almanya’nın adayı Pina, Kaurismaki ustanın son filmi Le Havre, Pa Negre, Çin‘den The Flowers Of War ve sürpriz olarak beklediğim Rundskop. Son yıllarda üst üste son 5′e kalan adayları ile İsrail de Hearat Shulayim ile listeye girebilecek düzeyde. Nitekim Joseph Cedar‘ın 2007′de Beaufort ile adaylık alması bu yıl için listeye girmek açısından onun için bir avantaj olabilir, tabii filmin başarılı olduğu söylentileri en büyük etken olacaktır. Pina‘nın 9 filmlik listeye büyük ihtimalle gireceğini düşünsem de akademinin böyle şenlikli bir filmi seçebileceğini pek düşünmüyorum açıkcası. Aynı durum Çin’in adayı için de geçerli.
Agniezka Holland‘ın Europa Europa ile aldığı adaylıktan sonra şimdi de In Darkness filmi ise listeye göz kırpan önemli filmlerden biri gibi gözükürken; Where Do We Go Now?, Terraferma ve Bosna katliamını konu alan Belvedere‘nin de liste için yan adaylar olabilme olasılığı azımsanmayacak derecede gözüküyor. Tüm bu filmleri saymama rağmen hâlâ Bir Zamanlar Anadolu‘danın hissikablelvûku derecesinde büyük ödül için şanslı olduğunu düşünüyorum. 9 filmlik liste açıklandığında ve sonrasında final seçimlerini görmekle beraber daha net konuşulabilir, fakat şu an için durum böyle.
Filmekimi 2011 Programı
Uzun yaz tatilinin ardından sinemanın şehirdeki ayak seslerini tekrar hissetmektebizlere yardımcı olan en önemli etkinliklerden olan Filmekimi‘nin bu yılki programı da açıklandı. 8-15 Ekim tarihlerinde bu yıl 10.su düzenlenecek olan festival, bu yıl ne yazık ki sponsor olmadan yoluna devam edecek. Hemen hemen Cannes‘da gösterim bulan 30 filmlik listenin dışında, henüz açıklanmayan ve önümüzdeki günlerde açıklanması beklenen bir 10 filmlik daha kontenjan şu anda söz konusu. Beyoğlu, Atlas, Nişantaşı City’s ve Maçka GMall‘de gösterim bulacak filmler, ayrıca 10.yılın bir yeniliği olarak İstanbul dışında İzmir, Konya, Trabzon, Diyarbakır ve Bursa‘da da gösterilecek.
Festival için merakla beklenen filmlerin başında kuşkusuz Cannes Palme D’or sahibi The Tree Of Life geliyordu sanırım. Melancholia, Le Havre ve The Must Be Place de bu listenin başlarındaydı. Şimdilik The Tree Of Life ve Le Havre listede yer almazken, diğer 10 filmlik kontenjanda yer alması ümidimiz. Ayrıca Urszula Antoniak‘ın son filmi Code Blue, Joachim Trier‘in Cannes Camera D’or‘da gösterilen ve büyük beğeni toplayan filmi Oslo, 31 August ve Smafuglar, Sidasti Baerinn gibi muazzam kısa filmlerin İzlandalı yönetmeni Runar Runarsson‘un ilk uzun metrajlı filmi Volcano da benim beklediklerim arasında.
Programda yer alan filmler şöyle;
• LE GAMIN AU VELO (Jean-Pierre Dardenne & Luc Dardenne)
• MELANCHOLIA (Lars von Trier)
• ELENA (Andrey Zvyagintsev)
• SNOWTOWN (Justin Kurzel)
• THE ARTIST (Michel Hazanavicius)
• LA GUERRE EST DECLARÉE (Valérie Donzelli)
• THIS IS NOT A FILM (Mojtaba Mirtahmasb & Cafer Panahi)
• THIS MUST BE THE PLACE (Paolo Sorrentino)
• WHERE DO WE GO NOW? (Nadine Labaki)
• RESTLESS (Gus Van Sant)
• CONTAGION (Steven Soderbergh)
• A DANGEROUS METHOD (David Cronenberg)
• WE NEED TO TALK ABOUT KEVIN (Lynne Ramsay)
• TYRANNOSAUR (Paddy Considine)
• TOMBOY (Céline Sciamma)
• HWANGHAE (Na Hong-Jin)
• THE FUTURE (Miranda July)
• WILLKOMMEN IN DEUTSCHLAND (Yasemin Şamdereli)
• CAFÉ DE FLORE (Jean-Marc Vallée)
• BEGINNERS (Mike Mills)
• THE DEVIL’S DOUBLE (Lee Tamahori)
• HOLIDAY (Guillaume Nicloux)
• JANE EYRE (Cary Joji Fukunaga)
• MARGIN CALL (J.C. Chandor)
• MY PIECE OF THE PIE (Cédric Klapisch)
• LIFE IN A DAY (Kevin Macdonald)
• SIMPLE SIMON (Andreas Öhman)
• LE SKYLAB (Julie Delpy)
• SLEEPING BEAUTY (Julia Leigh)
• A CAT IN PARIS (Jean-Loup Felicioli & Alain Gagnol)
Gelecek Filmler ~ Like Crazy
Like Crazy; sinopsisinden belli ettiği kadarıyla Los Angeles‘da karşılaşan grafik tasarım öğrencisi olan Jakob ile gazetecilik okuyan Anna‘nın tutkulu aşk hikayesi ile uzak kalmalarıyla beraber yaşadıkları “mesafe” sıkıntısını anlatıyor. Douchebag‘in yönetmeni Drake Doremus‘un elinden çıkan Like Crazy için yönetmen de filmin ismiyle müstesna şekilde “çılgın gibi!” diyor. Son bir kaç yılda indie dramaların başarısı bir hayli göze çarpan bir etken. Özellikle Sundance çıkışlı filmler zamanla adından çok söz ettiren yapımlar oluyor. Örnek verecek olursam; Winters Bone, Precious, Frozen River son üç senenin Sundance büyük ödülünü kazanmış filmler. Bu sene ise bu ödülün sahibi Like Crazy oldu. Bunların dışında ödül alamayan fakat başarısı kör göze parmak şeklinde ortada olan 500 Days Of Summer ve Blue Valentine ise örnek verilebilecek diğer yapımlar.
Başrollerinde Felicity Jones, Anthon Yelchin ve geçtiğimiz senenin Oscar adayı Jennifer Lawrence‘in yer aldığı, Sundance’de Büyük Jüri Ödülünün yanında En İyi Kadın Oyuncu performansının da ödülünü kapan Like Crazy; önümüzdeki günlerde Toronto Film Festivalinde de gösterilecek. Fragmanından verdiği ilk izlenim ise gayet yalın, meselesini bağırmadan anlattığı gözüken ve Blue Valentine ile 500 Days Of Summer karışımı havası veren bir yapım olduğu. Muhtemelen !f İstanbul‘da görebileceğimiz Like Crazy; beklenilesi filmlerden.
Gelecek Filmler ~ Snowtown
Snowtown; Avustralya‘nın bilinen en tehlikeli ve korkunç seri katili olan John Justin Bunting (Snowtown murders)’ın ; sancılı geçmişinin acılarını tam olarak bir baba figürü sergileyerek atlatmasına yardımcı olduğu, 2 erkek kardeşi ve annesiyle kuzey Adelaide‘de yaşayan 16 yaşındaki Jamie‘nin hayatına girdikten sonra beraber işledikleri eşcinsel cinayetlerin derin hikayesine ışık tutuyor. 15 yıl boyunca yakalanamayan bu ikilinin akıl almaz soğukkanlılıkta ve vahşice işledikleri cinayetlerin filmde ne denli cesur gösterileceği film için merak edilen en önemli unsur sanırım. Öyle ki hikaye; sadece cinayetlerle bitmiyor, öldürdükleri kişilerin etlerini kızartıp yemeye kadar uzanan mide bulandırıcı enstanteler içeriyor. Dünyanın en azılı seri katilleri listesinde de yer alan Dunting’in hikayesine yönelik ayrıntılara Yorgo Kırbaki‘nin şu yazısında ulaşmak mümkün.
Hemen hemen katıldığı tüm festivallerde yoğun övgülere boğulan film; Cannes Film Festivalinin de Critics Week bölümünde “FIPRESCI” ödülü almıştı. Ayrıca film; Avustralya‘da bu sene en çok hasılat yapan üç filmden biri olurken, geçtiğimiz günlerde açıklanan Toronto Film Festivali‘nin programına da dahil edildi. Justin Kurzel‘in ilk uzun metraj deneyimi olacak olan Snowtown; fragmanından da anlaşılacağı üzere müthiş bir psikolojik suç draması çıkacağa benziyor. Özellikle Polytechnique yapısıyla işlenmiş olması en büyük temennimdir. Ülkemizde Filmekimi programına beklediğim filmin DVD’si de Eylül’ün ortalarında çıkacak.
Submarine
The IT Crowd‘daki aykırı ve olabildiğine komik Moss karakteri ile zihnimize kazınan Richard Ayoade‘nin ilk yönetmenlik deneyimi olan Submarine, Galli yazar Joe Dunthorne imzalı aynı adı taşıyan romandan uyarlama olarak karşımızda. “Coming-of-age” film türünün türevleriyle aynı zeminde olup da farklı bir bakış açısıyla işlendiği her halinden belli olan filmde Craig Roberts, Sally Hawkins ve Yasmin Paige‘in başrollerde arz-ı endam ediyor. Hikaye genel olarak 15 yaşındaki hiper-entellektüel ergen olan Oliver (Craig Roberts)‘ın çevresinde dönerken; Oliver‘ın Jordana (Yasmin Paige) ile olan flörtü ve annesinin eski erkek arkadaşının evlerinin yakınına taşınmasıyla beraber ebeveynlerinin evliliğinde meydana gelen çatlaklar üzerinden vûku bulan gelişmeler hikayeye derinlik kazandıran başlıca gelişmeler olarak göze çarpıyor.
Üç bölüm halinde bir prolog ve bir epilog ile çerçevelendirilmiş gayet yenilikçi ve dikkat çekici yapısıyla Submarine; kurgu olarak göz kamaştırıyor demek hiç de yanlış olmayacaktır. Kamera önünde olduğu kadar kamera arkasında da gayet maceracı olan Richard Ayoade; filmin isminden mütevellit “denizaltı” metaforunu hikayeye tutarlı ve hoş bir şekilde yayarken, filmde geçen kasedin A ve B yüzü nüansının Oliver’ın ilişkisine paralel şekilde dizayn edilmiş olması “göz kamaştıran” kurguya incelik kazandıran birkaç ayrıntıdan sadece bir tanesi. Yine bu bağlamda kasedin A yüzü “ilişkinin heyecanlı” kısmını resmederken, B yüzü ise babasının söylemiyle “ayrılık kısmını” resmediyor. Alex Turner‘ın etkileyici soundtrack parçaları da filmde buna göre geçiyorken, “A ve B yüzü” ayrıntısının filmin seyrini de açıkca ortaya koyduğu söylenebilir. Öyle ki; filmin ilk yarısı masalsı geçişler, sarsıcı donuk kareler, başarılı zoom-in / zoom-out ve vinç çekimlerle donatılmışken, ikinci yarısı ise daha çok depresif ve karanlık havada geçiyor.
Jordana ile olan ilişkisi ve anne babasının evlilik sorunları arasında gidip gelen, duygusal karmaşalarını bilinçli bir düzeye çekmeye çalışan Oliver; karakterine adeta can verirken, diğer karakterlerin de oldukça iyi performansı filme adapte olma konusunda izleyici hiç de zorlamıyor. Karakterlerin iç dünyaları doğal bir şekilde ekrana yansırken, sivri mizahi dille bezenmiş ironik diyaloglar ve kareler de filmin harika bir tonda ve sürekli tempoda ilerlemesini sağlıyor.
Çavdar Tarlasında Çocuklar, The Passion Of Joan Arc posteri, küçük hantal televizyon setleri, VHS kasetler, saç şekilleri gibi ayrıntılar küçük sahil kasabasında yaşayan Oliver‘ın hayal dünyası hakkında çok şey söylemenin yanında gerek filmin geçtiği dönem olan 80′ler hakkında gerekse Galler ve dolayısıyla Büyük Britanya hakkında tatmin edici bilgiler veriyor. Nitekim; bu, yönetmenin oluşturduğu parlak karakterlere filmin her parçasında artı bir ivme kazandırıyor. Böylece filmin; geçtiği dönem hakkında doyurucu enstanteler vermesinin total olarak filme yadsınamaz bir gelişim kazandırdığını tekrar görmüş olduk. Yakın zamanda buna An Education ve Never Let Me Go adlı yapımlarda da şahit olmuştuk.
Bu türün ilk örneklerinden olan The 400 Blows‘un açtığı bu riskli ama keyifli yolda Submarine, farklı olmayı başarıyor. Zihin yormayan anlatım, eğlenceli ve parlak geçişler ile Wes Anderson‘dan miras pastelle karışık renkler filme çok güzel bir hava katmış. Jean-Pierre Melville hayranı olduğunu, Fransız yeni akımından esinlendiği çokca belli olan Richard Ayoade ise, daha ilk uzun metraj denemesiyle turnayı gözünden vurmuşa benziyor. Akılcı ve yenilikçi bir anlayışı benimseyen Ayoade‘yi bundan sonra takip etmek elzem olacak! Film ise şu sıralar çekinmeden izleyip yine çekinmeden başkalarına izlemesi için önerilecek filmler listesinde üst sıralara rahat oynar..
2011 Cannes Film Festivali Ödülleri
Palme D’or The Tree Of Life‘ın!
Dünyanın en prestijli film festivallerinin başında gelen ve bu yıl 64.sü düzenlenen Cannes Film Festivali‘nde kazananlar belli oldu. Woody Allen’ın son filmi Midnight In Paris ile açılan ve jüri başkanlığını Robert De Niro‘nun yaptığı festivale bu yıl daha önce Altın Palmiye kazanan dört büyük sinema ustasının (Lars Von Trier, Nanni Moretti, Jean-Pierre and Luc Dardenne) yanı sıra daha önce ödül kazanmış 7 ünlü yönetmenin (Pedro Almodóvar, Aki Kaurismäki, Paolo Sorrentino, Alain Cavalier, Nuri Bilge Ceylan, Naomi Kawase ve Terrence Malick) filmleri tekrar Altın Palmiye için yarıştı.
Büyük ödül Palme D’or, Terrence Malick‘in ertelemeli filmi The Tree Of Life‘a gitti. Büyük Jüri Ödülü ise; gururumuz Nuri Bilge Ceylan‘ın 157 dakikalık güzellemesi “Once Upon A Time In Anatolia” ile Jean Pierre ve Luc Dardenne kardeşlerin The Kid with a Bike filmlerine gitti. En İyi Yönetmen ödülünü Amerikan bağımsız sinemasından bir film ile Palme D’or yarışına sürpriz sayılabilecek bir şekilde katılan Drive‘ın yönetmeni Nicolas Winding Refn kazanırken, En İyi Kadın Oyuncu ödülü Melancholia filmindeki rolüyle Kirsten Dunst‘a, En İyi Erkek Oyuncu ödülü ise The Artist filmindeki rolüyle Jean Dujardin‘e gitti.
Ödüller şöyle;
Ana Yarışma
- Palme d’Or: The Tree Of Life (Terrence Malick)
- Grand Prix: Bir Zamanlar Anadolu’da & The Kid With A Bike
- Jüri Özel Ödülü: Maïwenn, “Poliss”
- En İyi Yönetmen: Nicolas Winding Refn (Drive)
- En İyi Senaryo: Joseph Cedar (Footnote)
- En İyi Kadın Oyuncu: Kirsten Dunst (Melancholia)
- En İyi Erkek Oyuncu: Jean Dujardin (The Artist)
- Palm d’Or Onur Ödülleri: Bernardo Bertolucci ve Jean-Paul Belmondo
- Camera d’Or: Pablo Giorgelli (Las Acacias)
Un Certain Regard (Belirli Bir Bakış Bölümü)
- Un Certain Regard Ödülü: Arirang (Kim ki-duk) & Halt Auf Freier Strecke (Andreas Dresen)
- Jüri Özel Ödülü: Elena (Andrei Zvyagintsev)
- En İyi Yönetmen: Mohammad Rasoulof (Bé Omid é Didar)
Directors’ Fortnight
- Label Europa Cinemas: Atmen (Karl Markovics)
- Art Cinema Award: Les Géants (Bouli Lanners)
- Prix SACD: Les Géants (Bouli Lanners)
- Séance “Coup de coeur”: Play (Ruben Östlund)
- Carrosse d’Or: Jafar Panahi
- Ana Yarışma: Le Havre (Aki Kaurismäki)
- Un Certain Regard: L’Exercice de l’Etat (Pierre Schoeller)
- Critics Week: Take Shelter (Jeff Nichols)
- Ekümenikal Jüri Ödülü: This Must Be the Place (Paolo Sorrentino)
- Özel Mansiyon: Le Havre (Aki Kaurismäki)
Bir Zamanlar Anadolu’da
Gerek yurt içi, gerekse yurt dışında; çektiği filmler, katıldığı festivaller ve aldığı ödüllerle Türkiye’nin sinemada yüz akı isimlerinin başında gelen Nuri Bilge Ceylan, NBC Film projesi olarak Euroimages desteğiyle çektiği yeni filmi Once Upon A Time In Anatolia (Bir Zamanlar Anadolu’da) ile 11-22 Mayıs arasında 64.cüsü gerçekleştirilecek olan Cannes Film Festivali‘nde Palme D’or için yarışacak. Dünya prömiyerini de ilk kez Cannes‘da yapacak filmin başrollerinde Yılmaz Erdoğan, Taner Birsel ve Muhammet Uzunlar yer alıyor. Onlara Ahmet Mümtaz Taylan, Ercan Kesal, ve Fırat Tanış‘ın eşlik edeceğini söylemekte fayda var. Avrupa’da Yılın Yapımcısı ödülünü alan Zeynep Özbatur ise yine filmin yapımcısı olarak karşımızda.
Ebru Ceylan ve Ercan Kesal‘in senaryosunu yazdığı filmin çekimleri Kırıkkale yakınlarındaki Keskin kasabasında 11 haftada tamamlanan film; 150 dakikalık süresiyle ile bu yıl Cannes seçkisinde en uzun film ve “Anadolu’da görev yapan bir savcı ve doktorun 12 saatlik gerilimli hikayesine ışık tutuyor”. Cannes‘a verilen basın detaylarında bir adet poster ve birkaç adet filme dair resim bulmak da mümkün.
Filme dair heyecanlandıran gelişmeler; yönetmeni, oyuncu kadrosu ve hikayesiyle sınırlı değil. Daha önce İklimler filmiyle FIPRESCI, Uzak filmiyle Büyük Jüri ve Üç Maymun filmiyle En İyi Yönetmen ödüllerini kazanan Nuri Bilge Ceylan‘ın bu sefer büyük ödül Palme D’or için hayli şanslı olduğu söyleniyor. Filmin Cannes’ın son gününde gösterilecek olmasının yanında; Palme D’or için açılan bahislerde son 2 güne girilirken en çok şans verilen iki filmden biri olması hayli sevindirici.
Filmin Resmi Twitter sayfası : http://twitter.com/#!/B_Z_A__
Filmin Resmi Facebook sayfası : http://on.fb.me/k6LzR7
Filmden Kareler
Posterler









