Blog Arşivleri

2013 Yabancı Dilde En İyi Film Oscar Aday Adayları

26 Şubat 2013′de sahiplerini bulacak olan Oscar’lar için tüm kategorilerde tahminler, tüyolar ve başlı başına tüm “dedikodular” filizlenmeye başladı. Her yıl olduğu gibi bu yıl da en çekişmeli yarışa sahne olacak kategorilerden biri de Yabancı Dilde En İyi Film kategorisi. Kategori için, önce tüm ülkelerin film listeleri, daha sonra 9 filmlik bir liste ve son olarak finale kalacak olan 5 filmlik seçki için ülkelerin Oscar’a gönderecekleri filmler yavaş yavaş şekillenmekte.

AmourPieta ve Dupa Dealuri gibi Cannes ve Venedik Film Festivallerinden ödülle dönen filmlerin  Oscar için adaylıklarının açıklanması kıyasıya bir yarışın olacağını da belli eder nitelikte.

Afganistan: Syngue Sabour (The Patience Stone), Atiq Rahimi
Arnavutluk: Pharmakon, Joni Shanaj
CezayirZabana!, Saïd Ould Khelifa
ArjantinInfancia Clandestina (Clandestine Childhood), Benjamín Ávila
ErmenistanIf Only Everyone, Nataliya Belyauskene
AvustralyaLore, Cate Shortland
AvusturyaAmour (Love), Michael Haneke
AzerbaycanButa, Ilgar Najaf
BangladeşGhetuputra Komola (Pleasure Boy Kamola), Humayun Ahmed
BelçikaÀ perdre la raison (Our Children), Joachim Lafosse
Bosna HersekDjeca (Children of Sarajevo), Aida Begic
BrezilyaO Palhaço (The Clown), Selton Mello
BulgaristanKecove (Sneakers), Ivan Vladimirov and Valeri Yordanov
KamboçyaLost Loves, Chhay Bora
KanadaRebelle (War Witch), Kim Nguyen
ŞiliNo, Pablo Larraín
ÇinCaught in the Web, Chen Kaige
KolombiyaEl Cartel de los Sapos, Carlos Moreno
HırvatistanLjudožder vegetarijanac (Cannibal Vegetarian), Branka Schmidta
Çek CumhuriyetiVe stínu (In The Shadow of the Horse), David Ondříček
DanimarkaEn Kongelig Affære (A Royal Affair), Nikolaj Arcel
Dominik CumhuriyetiJaque Mate (Check-Mate), José María Cabral
EstonyaSeenelkäik (Mushrooming), Toomas Hussar
FinlandiyaPuhdistus (Purge), Antti Jokinen
FransaIntouchables (The Intouchables), Olivier Nakache and Eric Toledano
GürcistanKeep Smiling, Rusudan Chkonia
AlmanyaBarbara, Christian Petzold
YunanistanAdikos kosmos (Unfair World), Filippos Tsitos
GrönlandInuk, Mike Magidson
Hong KongDuo Mingjin (aka Dyut Ming Gam)(Life Without Principle), Johnnie To
MacasristanCsak a szél (Just the Wind), Benedek Fliegauf
IzlandaDjúpið (The Deep), Baltasar Kormákur
HindistanBarfi!, Anurag Basu
EndonezyaSang Penari (The Dancer), Ifa Isfansyah
IsrailLemale Et Ha’Chalal (Fill The Void), Rama Burshtein
ItalyaCesare deve morire (Caesar Must Die), Paolo and Vittorio Taviani
Japonya: Kazoku no kuni (Our Homeland), Yong-hi Yang
Kazakistan: Zhau Zhurek Myn Bala (Myn Bala: Warriors of the Steppe), Akan Satayev
Kenya: Nairobi Half Life, David Tosh Gitonga
LetonyaGolfa straume zem ledus kalna (aka Golfstrim pod aysbergom)(Gulf Stream Under the Iceberg), Yevgeny Pashkevich
LitvanyaRamin, Audrius Stonys
Makedonya: Treto poluvreme (The Third Half), Darko Mitrevski
MeksikaDespués de Lucía (After Lucia), Michel Franco
FasMort à vendre (Death for Sale), Faouzi Bensaïdi
HollandaKauwboy, Boudewijn Koole
NorveçKon-Tiki by Joachim Rønning and Espen Sandberg
FilistinLamma Shoftak (When I Saw You), Annemarie Jacir
PeruLas Malas Intenciones (The Bad Intentions), Rosario García-Montero
FilipinlerBwakaw, Jun Lana
Polonya80 milionów (80 Millions), Waldemar Krzystek
PortekizSangue do meu Sange (Blood of My Blood), João Canijo
RomanyaDupă dealuri (Beyond the Hills), Cristian Mungiu
RusyaBelyy Tigr (White Tiger), Karen Shakhnazarov
SırbistanKad svane dan (When Day Breaks), Gorana Paskaljevića
SlovakyaAž do mesta Aš (Made in Ash), Iveta Grófová
Slovenya: Izlet (A Trip), Nejc Gazvoda
Güney AfrikaUmfaan (Little One), Darrell Roodt
Güney Kore: 피에타 Pieta, Kim Ki-Duk
İspanyaBlancanieves, Pablo Berger
İsveçHypnotisören (The Hypnotist), Lasse Hallström
İsviçre: L’enfant d’en haut (Sister), Ursula Meier
TayvanTouch of the Light, Chang Rong-ji (aka Chang Jung-chi)
TaylandFon Tok Kuen Fah (Headshot), Pen-Ek Ratanaruang
TürkiyeAteş’in Düştüğü Yer (Where the Fire Burns), İsmail Güneş
UkraynaFirecrosser, Mykhailo Illienko
UruguayLa Demora (The Delay), Rodrigo Plá
VenezuelaPiedra, Papel o Tijera (Rock, Paper, Scissors), Hernán Jabes
VietnamMùi cỏ cháy (The Scent of Burnt Grass), Nguyễn Hữu Mười

İran: İran, bu sene Oscar’ı boykot etme kararı aldı.

 

 

 

Reklamlar

El Secreto De Sus Ojos (The Secret In Their Eyes)

Yönetmen : Juan José Campanella
Oyuncular : Ricardo Darín, Soledad Villamil, Guillermo Francella

2009 Arjantin-İspanya ortak yapımı ve taban olarak dramatik-gerilim film olan El Secreto De Sus Ojos ile Oscar’ın Yabancı Dilde Adayları vasıtasıyla tanışmış bulundum. Ki bu pek de önemsemediğim ödüller için sadece bu adaylık kategorisine bakıyorum. Önceki senelerde sona kalan adaylar arasında sadece bir, taş çatlasın 2 tane sağlam film bulabiliyorken bu sene gerçekten çok sağlam adaylar var fikrimce. 5 adaydan 4’ünü (Ajami hariç) izlemiş bulundum. Hele ki bu sene seçiminde en çok zorlanılacak kategori yabancı dilde en iyi film kategorisidir diyerek filmin arka planından biraz bahsetmek istiyorum.

Juan José Campanella‘nın yönettiği film Eduardo Sacheri‘nin yazdığı “La pregunta de sus ojos” (Türkçe: Gözlerindeki Sorular) adlı romandan uyarlandı. House MD, Law & Order ve 30 Rock gibi dizilerin bazı bölümlerinin yönetmenliğini de yapan Campanella bu filme de Arjantin’de bir dizi çekimini bırakarak başlamış. Arjantin’de taa 13 Ağustos’da gösterime giren ve toplamda 8.5 milyon dolar (32.3 milyon peso) hasılat ile Arjantin rekoru kıran film, Arjantin nüfusunun da %5’i tarafından izlenmiş durumda. Ekonomik açıdan pek de iç açıcı durumda olmayan Arjantin’de bile bu denli bir başarıdan sonra filmi hiç izlemeseniz de merak uyandırıyor.

Arjantin adliyesinde görevli olan federal ajan Benjamin Esposito (Ricardo Darin)‘nun 1974’de Buenos Aires’de işlenmiş ve tam olarak çözülemeyen vahşice bir cinayeti kafasında soru işareti kalmadan en ince ayrıntısına kadar araştırması ve aradan geçen 30 yılın ardından bu davayı roman olarak yazma çabası üzerinden çok başarılı ve hiç kopmadan devam eden flashbackler üzerinden anlatılıyor film. Aslında konu içinde konu barındırıyor da diyebiliriz kesinlikle. Bir suç var, ve bununla beraber müthiş bir gizem. Ve tüm film boyunca harmanlanan müthiş bir de aşk hikayesi.

Neresinden tutarsanız tutun elinize harika şeylerin geleceği bir film olmuş. Tecavüz edilerek  öldürülen bir kadının kocasının ona duyduğu inanılmaz sevgi, federal hukuk görevlisinin 30 yıl önce söyleyemediği sözler yüzünden elinden kayıp giden aşkına 30 yıl geçmesine rağmen duyduğu sevgi, ve yine bu hukuk görevlisinin cinayete kurban giden kadının kocasının bu sınır tanımaz sevgisinden etkilenerek irdelediği bir gizem.. Toplayınca “vazgeçmemenin” hikayesi olarak buluyorum. Yalnız tüm bu hikayeyi anlatırken sadece bu temalar üzerinden gitmediğini de söylemekte fayda var. Müebbet alan kişilerin devlet tarafından dışarıya çıkarılarak bir gerila haline getirilmesine değinerek Arjantin’in adalet sistemine baltayla sağdan soldan vurarcasına yapılan eleştiriler bu coğrafyanın insanlarının çektiği dertlere de parmak basıyor.

Güney Amerika sinemasını kurgusu yönünden izlediğim filmlerle sınırlarsam çok başarılı buluyorum. (Örn; Nueve Reinas) Zaten bu filmde de kurgu namına bir hata bulmak bence imkansıza yakın birşey. Bunu bir yana bırakırsak, görüntülerin daha da ön plana çıktığını göreceğiz. 70’lerin siyasi havasını tüm bu temalar zincirinde işlemek öyle her yiğidin harcı değil diyorum ben bu işte :=) Hollywood filmlerini ayaklar altına alan bir yönetim doğrusu. Ve sırf bu görüntülerin muazzamlığından dolayı aslında yer yer yavaş ilerleyen filme kapılıp gidiyorsunuz.

Görüntüler demişken.. Neredeyse 2 hafta önce izlediğim bu filmi aslında yazmama neden olan sahneden bahsetmek istiyorum biraz da. Hayır hayır spoiler yok :p. O sahne, bir stadyum sahnesi. Filmde işlenen davanın gizemini çözen sahne de diyebiliriz. “Bir erkek hayatta her şeyden vazgeçebilir, ama tutkularından asla!” diyaloguyla başlayan olay çözme zincirinin ilk halkası belki de. Diyalogda bahsedilen tutku, futbol tutkusu. Buna istinaden kendimizi Arjantin’in köklü kulüplerinden Racing Club‘ın stadyumunda buluyoruz..

Bu stadyum sahnesinde kamera standart havadan görüntü ile başlar ve stadyuma yaklaşır, akış futbolcular arasında devam eder ve tribünde kalabalık arasında yer alan baş karakterin etrafında daire çizerek sonlanır. Canlı futbol maçının sürdüğü bütün bir stadyumu kapsayan tek bir devamlı çekim.. Bu çekimle beraber bir kovalamaca ve halihazırda  enfes bir sürükleyicilik.Harika,harika, harika.. Bu özel sahne yapım öncesi çalışmanın iki yılını almış. Sahnenin çekimi üç gün sürmüş, ayrıca 200 ekstra çekilmiş ve kurgu için 9 ay uğraşılmış. Ağzım açık izledim. Teması futbol olan filmlerde bile böylesini görmemiştim! Sürpriz olsun diyenler mutlaka filmde izlesin ama şuradan da bir önizlenim olarak bakabilirsiniz.

Lütfen. Söyle ona… Hiç olmazsa bir kez konuşsun benimle.

Son olarak oyunculuklar.. Başroldeki Ricardo Darin‘i daha önce 2 filmde izlemiştim. Öyle ki hemen aşina oldum. El Aura ve Nueve Reinas bu filmler.. El Aura‘da pek hatırlayamadım fakat Nueve Reinas’da da gerçekten iyiydi. Ricardo Darin için Murat Menteş abimiz de şurada birşeyler söylerek, Ferruh Ferman karakteri için ondan esinlendiğini yazmış. Güzel tesadüf olmuş doğrusu :) Hemen romanı ve Ferruh Ferman karakterini kafamda canlandırdım da hakikaten cuk oturmuş. Diğer karakterleri daha önce izlemedim fakat en az Ricardo Darin kadar etkileyici performansları vardı. Hiç birşey olmasa bile hepsinin gözleri çok güzeldi :)

– Racing senin için nedir?
+ Tutkudur.
– 9 yıldır şampiyon olamasa bile mi?
+ Tutku tutkudur.
– Gördün mü Benjamin? Bir erkek her şeyini değiştirebilir. Yüzünü, evini, ailesini, kız arkadaşını, dinini, tanrısını… Yine de değiştiremeyeceği bir şey var Benjamin. Tutkularını değiştiremez!

Belki çok ama çok abartıyorum fakat izlediğim en iyi filmler arasında hızlı bir çıkış yakaladı filmin kendisi. Hiç bitmesin istedim. Nefes almadan izlenecek ve “tümüyle” çok güzel bir iş çıkarılmış nadir filmlerden. Oscar’ı alır mı almaz mı bilemem. Haneke’nin olduğu yerde biraz zor fakat almasını canı gönülden istiyorum. Filmin birçok festivalden ödülle döndüğünü ve IMDB puanının 8.5 olduğundan ise hiç bahsetmiyorum. İzleyin, izlettirin diyorum sadece.:) Diyorum ama içimden de film sadece bana kalsın demekte geçmiyor değil :p

%d blogcu bunu beğendi: