Schastye moe


Daha önce çektiği birçok belgesel film ile tanınanSergei Loznitsa, çektiği ilk kurmaca uzun metraj Schastye moe (My Joy) ile 2010 yılındaCannes Film Festivali‘nin resmi seçkisine kabul edilerek dikkatleri üzerine topladı. Öyle ki film hem Ukrayna adına seçkiye kabul edilen ilk film olma özelliğine nail olurken, hem de yönetmen Sergei Loznitsa‘nın dünyaca tanınmasına yardımcı oldu. Ne var ki film başlangıçta Rus-Alman ortak yapımı olarak planlansa da Rusya tarafı filme finansal kaynak vermeyi reddetti ve film Almanya-Hollanda ve Ukrayna ortak yapımı olarak tamamlandı.

RevueBlockade,The Settlement gibi ödüllü belgesellerin sahibiLoznitsa, filmin adına ironik bir şekilde cereyan eden ve ne olduğu konusu serbest bırakılan bir açılış sekansı ile birlikte kadrajını yine yarı kurmaca yarı belgeselvari noktaya çekerek, bizi Rus kırsallarından birinde Georgy adlı kamyon şöförünün hikayesine ortak ediyor. Daha sonra sırasıylaGeorgy ekseninde işiyle alakası olmayan polis memurlarına, bir çift hırsıza, henüz çocuk yaşlardaki bir fahişeye ve gizemli bir adama tanık oluyoruz. Gelişen olayların sonrasında yönetmen, II. Dünya savaşı sırasındaki Rusya ile komünizm sonrası Rusya arasında estetik bir geçişle bir öğretmen ve oğlunun hikayesine odaklanıyor.

İki hikaye arasında teğet tiratlarla anlatımını zenginleştiren Loznitsa, bir tarafta karamsar ve groteske yakın, diğer tarafta pastoral bir anlatım benimseyerek flashbackler ve post-apoliptik benzetmeler yardımıyla aslında değişen bir şey olmadığını, değişenin sadece “vücutlar” olduğunu, her iki zaman diliminde de yolsuzluk, şiddet ve insanlık dışı muamelelerin kol gezdiği, bataklığa saplanmış bir Rusya’nın var olduğunu şiirsel bir gerçeklikle betimliyor. Bu noktada Belarus doğumlu yönetmen Sergei Loznitsa’nın 2001 yılında Rusya’yı terkedip Almanya’ya yerleşmesini, filmin yapım aşamasında çektiği zorlukları ve hikayesine serpiştirdiği benzer yanları daha iyi anlayabiliyoruz. Öyle ki filmin bir sahnesinde öğretmen kapısını çalan iki asker ile savaş üzerine uzunca bir sohbete koyulur. Ve öğretmen tüm bu savaş saçmalıkları sonrasında işine döneceğini, yine önceki gibi çocuklara sadece sevgiyi öğreteceğini savunurken askerler ona sert bir mizaçla gerekenin Almanlar ile savaşmak olduğunu anlatırlar. Almanların kültürlü insanlar olduklarını savunan öğretmenin daha sonra hazin sonuna hep beraber tanık oluruz..

Geçmiş zaman Rusya’sı ile şimdiki zaman Rusya’sı arasında hikayesini epizodik bir yapıya oturtan yönetmen, kurmaca ile belgesel arasında gidip gelen ve özellikle 4 luni, 3 saptamâni si 2 zile ile Sovyet gerçeğini yansıtmada acemi olmayan görüntü yönetmeni Oleg Mutu ile çalışarak olağanüstü bir sinematografinin kapılarını ardına dek açıyor. Çoğunlukla karakterlerin portreleriyle ilgilenen Mutu ve Loznitsa, hikayedeki çarpıcı gerçekliği insanların yüzündeki halsizlik, umutsuzluk ve çöküş tavırlarıyla resmederken, yolda karşılaşılan “anlatıcı” bir ihtiyar ile ve portrelere gösterilen önem ileBela Tarr ve sinemasına hem hikaye hem de kadraj olarak açıkca referans veriyor. Bunun dışında anlatım olarak zaten neo-realist bir tavır sergilenmesi, Gogol‘un Ölü Canlar‘ından, Dostoyevski‘ninİdiot‘undan ve Kafka‘dan direkt olarak olmasa da etkilenilmesi filmi değerli bir çıtaya oturtuyor.

Fatih Yazıcı

izlandik@gmail.com

twitter

27 Ağu 2012 tarihinde Sinema içinde yayınlandı ve , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. Yorum yapın.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: