Så som i himmelen


2005 yılının Oscar ödüllerinde İsveç’in En İyi Film adayı olan Så som i himmelen (As it is in Heaven), İsveçli yönetmen Kay Pollak imzalı. Başrolde Stieg Larsson’un Millenium serisinin sinema uyarlamasında bir numara pozisyonunda yer alan Michael Nyqvist yer alıyor. Yan karakterlerde ise daha önceki kuzey filmlerinden aşina olduğumuz gibi doğal karakterler yer alıyor.

Sanki cennetteymiş gibi anlamına da gelen ismiyle film, ünlü müzisyen Daniel’in geçirdiği kalp krizinden sonra en büyük hayalini gerçekleştirmek üzere doğduğu köye dönmesi ve müzik aracılığıyla hem kendinin hem de köy halkının hayatlarına dişe dokunur dokunuşlarda bulunmasını konu ediniyor. Şehir sıkılmışlıklarının arasında hayallerin peşine koşma merağıyla köydeki kilisede koro şefi olarak çalışmalara başlayan Daniel, hiç alışılmadık tekniklerle birbirleriyle ilişkileri pamuk ipliğine bağlı ve bir o kadar da yalnız koro sakinlerinin kendilerinden ve yeteneklerinden haberdar olmalarını insanın kendini iyi hissetmesi için en kolay yol olan müzikle sağlamaya başlıyor. Zaman geçtikçe ve koro kendini bulmaya başladıkça sorunların da ardı arkası kesilmiyor. Müzikle sağlanan birliğin gerçekten de kendini göstermesiyle olaylar iyi yöne doğru yol alıyor..

Les Choristes ile bu paraleldeki ilgi çekici hikayeyi benimsemiştik, hatta çok sevmiştik de diyebilirim. Kurgu bakımından da iki film arasında hayli benzerliklerin olması esinlenme olup olmadığı konusunda şüphe ettirse de iki filmin de post prodüksiyon aşamalarının aynı tarihlere denk gelmesi bu endişeyi ortadan kaldırıyor sanırım. Yer yer Hollywood vari işleyişine rağmen bu filmi başkalaştıran, güzel bir hale getiren ise başka bir mesele. Müziğin dilinin olmayışı, insanın kendini özgür hissetmesinin müzikle en kolay halini aldığı gerçeği filmde öyle güzel yansıtılıyor ki o dakikalarda filmden alınabilecek tüm vitamin alınıyor. Müziği anlamanın, hissetmenin ve dışavurumun aynı paralelde bisiklete binme metaforuyla desteklenmesi çok akıllıca bir yöntem.

“Günah diye bir şey yok Stig.
Günahı siz uydurdunuz. Kilise uydurdu.
Önce günahkar ilan edip ardından bağışlanma dağıttınız.
Tanrı bağışlamaz çünkü Tanrı suçlamaz.
Olsa olsa, olduğu yerden bakıp halimize gülüyordur.
Seksi günah sayan sizsiniz, Tanrı değil.”

“İnsanların kalplerini açacak bir müzik yaratmak” hayaliyle tüm benliğini bu işe adayan Daniel karakteri, koro sakinlerinin müzikle kendi bedenlerinde ve ruhlarında tanışmaları konusunda bir köprü görevi üstlenirken aynı zamanda bisiklet sürmeyi de müziği öğretmedeki taktikleriyle öğreniyor. Ikisinde de denge önemli ve ikisinin de insana hissettirdiği ortak duygu ; bedenin ruhani dehlizlerde özgür hissetmesi. Bunu sadece bisiklet metaforuyla görmüyor, Daniel karakterinin yalınayak kar üstünde kollarını açıp göğe bakmasıyla, hiç olmadık anda yüzmeye çalışmasıyla ve kafasına estiğin istediği gibi yapmasıyla anlıyoruz.

Så som i himmelen, genel manada ismiyle eş değer bir kıvamda hissettirmese de, klişelerden yer yer kurtulamasa da iyi film özelliğini yitirmiyor. İnsan doğasına yine insan yeteneğiyle inmenin bir yolunu filmlerin en güzel sosu müzikle anlatmasıyla takdir edilebilir bir hal alıyor. “Müzik birleştiricidir ve insan ruhunun en iyi gıdasıdır” mesajını iskandinav tadıyla almak isteyen böyle buyursun.

15 Ağu 2012 tarihinde Film Kritikleri içinde yayınlandı ve , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. 1 Yorum.

  1. Müzik ve doğal oyunculuklarla yoğrulmuş keyifli bir filme benziyor gerçekten

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: