Biutiful & La Nostra Vita


Kuşkusuz Cannes Film Festivali‘nde oyuncu ödüllerinin en çetin rekabete sahne olduğu yıllardan biri de 2010’du. Hors-la-loi, Des hommes et des dieux, Biutiful, Uncle Boonmee Who Can Recall His Past Lives ve La Nostra Vita gibi filmler hem Palme D’or için yarışırken hem de En İyi Erkek Oyuncu ödülü için jüriye amiyane tabirle “sağlam” kapışmalar vaadediyorlardı. Fakat iki isim vardı ki taraflı tarafsız tüm otoriteler tarafından öne çıkarılıyordu. Biutiful ile harikalar yaratan Javier Bardem ve La Nostra Vita‘yı tek başına sürükleyen genç İtalyan Elio Germano.

Biutiful‘da Iñárritu, bize; daha önce hiç görmediğimiz bir baba figürünü, ölümün filmde her zaman hazır ve nazır bulunuşunu, göçmen yaşamının rahatsız edici görüntülerini ve daha fazlasını Bardem’in omuzlarından ekrana yansıyan, döngü içindeki bu dünyanın acımasız birer kesitleri olarak sunuyor. İç acıtıyor, rahatsız ediyor ve ister istemez empatiye yöneltiyor. Öyle ki; kanser, çocuk istismarı, uyuşturucu, sömürülen Çinli işçiler ve daha fazla sefalet; daha çok turistik faaliyetler sebebiyle bilinen Barselona’nın arka mahallelerinden çirkin bir şekilde, çirkin karakterler ve görüntüler eşliğinde sunulurken, La Nostra Vita‘da yönetmen Luchetti İtalya’nın dış banliyölerinde hayatın olumlu yanını göstermeye hevesli bir yönetim sergiliyor. Iñárritu daha çok kamerasını karanlık ve olumsuz bir yüzeye çekerek Uxbal ve yaşamında, filmin ismine tezat bir şekilde hikayesinde güzel bir şey olmadığını gösterirken, Luchetti ise “her şeye rağmen hayat, ayakta kalmaya değer” savını gösteriyor.

Alt metin olarak İki film de yolsuzluk illetinin içinde boğulmuş modern Avrupa’da, gerçek Avrupa’lı ile sıradan insanların yüzleşmek zorunda oldukları ve legal veya illegal yollarla çözüme kavuşturulmaya çalışılan sorunları ahlaki ve toplumsal manada gün yüzüne çıkarıyor. Ne var ki merkez konu; iki karakterin de tüm bu sorunların öncesinde ve sonrasında sergiledikleri “baba” figürü. Biutiful‘da Uxbal (Javier Bardem), zorunlu olarak yaptığı yasadışı işlerle para kazanmaya çalışan sorunlu ama sadık ve duyarlı bir babanın hikayesini anlatırken, La Nostra Vita‘da Caludio (Elio Germano), üçüncü çocuğunun doğumunda eşini kaybeden, çocukları ve işi arasında mekik dokuyarak hem kendini hem de çocuklarını hayata tutundurmaya çalışan bir babanın hikayesini anlatıyor.

Bir baba, yaklaşan ölümüne ne cevap verebilir?” sorusuyla “Bir baba, beklemediği ölüm sonrasında nasıl ayakta kalabilir?” sorularıyla karşılaştırılabilecek iki filmde de kamera kullanımı ve seyircinin duygusal noktalarına empoze edilen realite, yönetmenlerin senaryoya kattığı alt metinlerin çarpıcılığıyla birleştikçe iki karakterin de senaryonun ağırlığını taşımak için gerekli tüm fiziksel ve duygusal derinlik için biçilmiş kaftan olduğunu gözlemliyoruz. iki karakter de pek de alışık olmadığımız figürlere, toplumsal realitelerin çarpıcılığıyla örtülü yaşamlarımızdan bir kesitmişcesine rol veriyorlar. Bize de iki filmin benzer ama bir o kadar da apayrı hikayeleri ve karakterleri üzerine uzunca düşünmek kalıyor…

27 Haz 2012 tarihinde Film Kritikleri içinde yayınlandı ve , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. Yorum yapın.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: