Michael


Haneke‘nin görebildiğimiz son filmi Das Weisse Band, 2007’de Yabancı Dilde En İyi Film Oscarını kazanan Die Falscher ve The Pianist dahil bir çok filmde kast direktörlüğü yapan Markus Schleinzer‘in ilk yönetmenlik deneyimi olan Michael; geçtiğimiz yıl Cannes‘da Palme D’or‘a aday olmuş, Viennale‘den ise En İyi Film Ödülünü almıştı. Film Türkiye’de ise şu sıralarda 31. Uluslararası İstanbul Film Festivali‘nde görücüye çıktı.

Sakin, disiplinli ve titiz bir sigorta brokerı intibası bırakan Michael; aslen, -bildiğimiz tanımıyla- “yetişkin bir kimsenin ergenlik öncesi çocukları veya ergenliğe yeni girmişleri cinsel açıdan çekici bulması ve cinsel eğiliminin çocuklara yönelik olmasına neden olan psikoseksüel rahatsızlık“tan nasibini almış bir pedofilidir. Ses geçirmeyen kepenklerle çevrili bodrum katında sakladığı 10 yaşındaki Wolfgang ile olan sapkın ilişkisi Michael için sıradanlaşmış ve normalize edilmiş bir tür yakınlık olarak filme sirayet ediyor.

Fritzl ve Kampusch örneklerinden esinlendiği görülen filmde; yönetmenin, atmosferi ve gerilimi dozajında tutup Michael‘a ve sonrasında Wolfgang‘a yönelttiği kamerası; filmin her anında seyirciyi hikayenin merkezinden kopartmadan, kontrollü ve mütevazi adımlarla çarpıcı sona kadar götürüyor. Michael‘in, Wolfgang ile kurduğu cinsel müeyyideyi gayet normal bir şekilde devam ettirmesi ile yer yer baba-oğul ilişkisini andıran olayların gelişimi arasında kurgulanan paralel sahnelerin alegoriden uzak bir biçimde sergilenmesi bir noktadan sonra öyle güzel kotarılıyor ki; seyirci, artık izleyen durumundan istismara uğrayan Wolfgang‘ı bu durumdan kurtarmak isteyen karakter olma durumuna geliyor.

Yer yer Atlıkarınca‘yı hatırlatan film; tıpkı oradaki gibi metaforlarını yerli yerinde ve kör göze parmak şeklinde betimlemeden senaryoya yediriyor. Gerek kamera kullanımı ve sahne geçişleri açısından gerekse süre açısından yormayan film; çarpıcılığını daha sert bir biçimde vermesi beklenirken anlatımını; ironik bir biçimde Michael‘ın psikolojisinden hâllice bir yolda geliştiriyor. Bu bakımdan seyirci; “pedofiliyi analiz etmek mi?” yoksa “toplumun pedofiliye olan donuk bakış açısına gönderme mi?” soruları arasında bırakılıyor. Ya da gerçekten film; sadece pedofili olan Michael hakkında!

Rahatsız edici sahnelerin gösterilmeksizin seyircinin hayal gücüne bırakılması, yönetmenin Haneke’ye değen yanı ise de özellikle puzzle sahnesi ve Wolfgang‘ın “bıçak mı penis mi?” sorusuna verdiği cevap filmin önemli anları olarak göze çarpıyor. Markus Schleinzer’in cesur bir anlatımı benimsediği bu ilk filmi görülmeye değer! Avusturya ise filmden sonra gitmek için pek de iç açıcı bir yer değil..

04 Nis 2012 tarihinde Sinema içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. Yorum yapın.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: