Zefir


Daha önce Cannes Film Festivali‘nde “Poyraz” adlı kısa filmi gösterilen Belma Baş‘ın Yeni Sinema Hareketi‘nin projesi olarak ilk uzun metrajı olan Zefir, Toronto’da dünya prömiyerini gerçekleştirdi ve yine yurtdışında birçok festivalden övgü ve ödüllerle dönerek ülkemizde de ilk gösterimini 30. İstanbul Film Festivali‘nde yaptı. Festivalden sonra geçtiğimiz hafta vizyona giren Zefir, Doğu Karadeniz‘de bir yayla evinde anneannesi ve dedesiyle yaz tatilini geçiren, henüz ergenliğinin arefesinde olan Zefir‘in yoğun ruhsal dalgalanmalarına ışık tutuyor. Filmin tek proffesyonel oyuncusu olarak Vahide Gördüm‘e hemen hemen kısa film Poyraz‘ın kadrosu eşlik ediyor. Bu kadronun yönetmenin akrabalarından oluştuğunu da söylemekte fayda var.

Benim için sinema, içimde ve çevremde ne varsa, dünya gözüyle gördüğüm ve iç gözümle gördüğüm ne varsa, onları dışa vurmamı sağlayan bir araç.” diyen Belma Baş, filmin sanat danışmanlığında Semih Kaplanoğlu‘ndan yardım alıp, kendi sinemasının gelişimi için Nuri Bilge Ceylan‘a teşekkür ederek bir bakıma son dönemde Türk Sineması‘nda baş gösteren “taşra anlatımına“, olabildiğine doğallık ve minimalist sinemanın gerekliliklerini eklemenin getirdiği başarıyı, “Poyraz“ı genişletip tezatlar eşliğinde ve söylediğiyle doğru orantılı olarak “dünya gözüyle ve iç gözüyle” gördüğü her şeyi sonuna kadar kullanıp müthiş bir naturallikle önümüze sürdüğü Zefir ile açıklıyor.

Batıdan eşen yumuşak bir rüzgar” manasına gelen Zefir, manasıyla tezat oluşturan davranışlar sergileyen başına buyruk kızın sahip olduğu bu ironik isimle filmin kendi içinde ilk metaforunu da açığa vuruyor. Bir kabus ile açılıp, Semih Kaplanoğlu‘nun Bal’ına selam çakan Zefir, anne-doğa-kız paralelinde “mayınlı” bir konuya değinip, tekinsiz hikayesini lirik bir melodrama oturtuyor. Belki de tek falsosu olan amatör oyunculukları ve durağan anlatımını hayli güzel manevralarla savuşturup, şok finaliyle de izleyiciyi filmde dair düşünmeye sevk ediyor.

Annesinin gelişine dek, adının manasını tam anlamıyla davranışlarıyla açıklamaya çalışan Zefir, annesi Ay‘ın gelmesiyle ruhunda eksik olanı tamamlayıp, özlemine son veriyor. Son veriyor vermesine fakat, Zefir‘in bakışlarından doyumsuzluğu da aynı dakikalarda görüyoruz. Adıyla müstesna bir şekilde sessiz ve gizemli yanı yüzüne gark eden anne Ay, yine adına tezat oluşturacak bir biçimde kızının yaşamına “ışık” olamıyor. Aksine daha uzun bir süre kızından ayrılacağını söyleyen anne, filme gelen yoğun eleştirilerin başlığı olan “nasıl kızını böyle terkedebiliyor?” sorusunu kendince iç muhasebesine dahil etmesine rağmen, “batıya” başka çocukların yardımına koşmaya gidiyor. “Batıdan esen yumuşak rüzgar” Zefir, yine ironik bir şekilde annesinin gdişini “batıya esen yumuşak bir rüzgar” misali kabullenmenin eşiğine geliyor.

Çocukluğun ormanında yürümek” başlığıyla Kazım Koyuncu‘ya gönderilen selam, filmin en güzel sürprizi.

Olmaz denilen bu anne davranışının üstüne gittikçe giden yönetmen, derdini anlatmaktan bu yöntemle vazgeçmiyor. Çocukluğun masum yönüne değil, büyükleri irkilten muktedir yönüne değinmesi ve birey olma meselesini ironik olarak “huzur veren” doğa görüntüleri eşliğinde sert dokunuşlarla anlatması buna en büyük delalet olarak gösterilebilir. Buna ek olarak Semih Kaplanoğlu‘nun Bal filminde işlediği çocuk-doğa ilişkisine başka bir pencereden bakıp, tıpkı Reha Erdem‘in Beş Vakit‘te yaptığı gibi derin sulara kulaç atıyor. Yine Kosmos‘da beliren “hayvan farkındalığı” da Zefir‘de tavan yapıyor. Hayvanların varlığını film boyunca asla reddetmeyen, üstelik açılış ve kapanış sekanslarında gösterdiği inek gözünü harika bir metafor olarak işleyen Belma Baş, hayvanların bastırılma ve gömülme şeklini ise, annesi Ay‘ın “ışık” tutamadığı yaşamında kendi ruhsal dehlizinde “narşist” davranışlarına “ışık” tutan Zefir‘in şok finali aynı şekilde taçlandırmasıyla kullanıyor.

Anneye fazla odaklanmayan yönetmen, derdinin henüz bitmediğini savunarak bu meseleyi devam ettireceğinin hem sinyalini veriyor hem de açık açık beyan ediyor. Daha çok çocukluğun büyüme evresinde vûku bulan tekinsizliğe ve anne-kız arasında asla yıkılmaz olarak kabul edilen tabuları sallandırmayı hedefleyen Zefir, Doğu Karadeniz‘in eşsiz güzelliğiyle beraber doğayı, hayvanları ve duygusal dalgalanmaları müthiş bir şiirsellikle kotarıyor. Aidiyet hissiyatına, ihanete ve ölüm ilişkisine serebral bir mizac ile yaklaşan Zefir, filmin tek profesyonel oyuncusu olarak Vahide Gördüm ve “Poyraz“dan sonra yine Belma Baş ile çalışan 12 yaşındaki Şeyma Uzunlar‘ın takdire şayan oyunculukları eşliğinde derdi olan bir yönetmenin dik duruşunu da müjdeliyor.

02 May 2011 tarihinde Film Kritikleri içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. Yorum yapın.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: