Rubber


Fransız yönetmen Quentin Dupieux‘un üçüncü uzun metrajı olan Rubber, ülkemizde !f istanbul 2011 kapsamında gösterilmişti. Deneysel sinema anlayışını sonuna kadar benimseyen film, ilginç konu ve gelişimiyle hayli merak uyandıran yapım. Öyle ki film; bir çölün ortasında gömülmüş ve unutulmuş  bir lastiğin çevresinde dönüyor. Telepatik güçlerini keşfettikten sonra bir çöl kasabasına doğru yola çıkan Robert adlı lastik, kendisini ayn zamanda içsel bir yolculuğun içerisinde bulur. Yolda karşılaştığı gizemli kadına karşı da takıntılı bir hayranlık duymaya başlar.

Steven Spielberg’in E.T. filminde uzaylı niye kahverengi? Sebebi yok. Love Story filminde neden iki karakterbirbirine delicesine aşık olur? Sebebi yok. Oliver Stone’un JFK filminde neden Başkan birdenbirebir yabancı tarafından suikaste uğrar? Sebebi yok. Tobe Hooper’ın mükemmel filmiTeksas Katliamı’nda neden karakterlerinnormal insanlar gibi tuvalete gittiğini ya daellerini yıkadığını görmeyiz? Kesinlikle hiçbir sebebi yok. Daha da beteri, Polanski’nin Piyanist filminde adam piyanoyu çokgüzel çalmasına rağmen neden bunu saklaması veavare gibi yaşaması gerekmektedir? Bunun cevabı da”sebebi yok” olacak.

Tüm bu yolculuk, bir tepeden bir grup izleyici tarafından dürbün ile canlı olarak izlenmekte. Onların dışında bizim de ekran başından izlememiz, bu metafor ile film içinde film izliyormuşuz hissine kapılmamızı sağlar. Bu sayede hedef kitleyle doğrudan konuşan yönetmen, filmin ilerleyen dakikaları için müthiş bir pozitif etkiyi izleyiciden garip bir şekilde de olsa alıyor! Kısa metraj olarak tam bir kült olabilecek ve uzun metraj haliyle büyük bir riskin ürünü olan Rubber, kesinlikle gördüğüm en ilginç, en absürd filmlerden birisi. Film, niyetini daha ilk sahnede karakterlerinin birinin ağzından çıkan garip bir prolog ile açıklıyor. “Nedeni yok!Haneke‘nin Funny Games‘de, Lars Von Trier‘in ise Dogville ve Manderlay‘da yaptığı bu sürreal “dördüncü duvar” molası daha ilk sahneden seyirciye gerçekmiş hissini aşılıyor.

Dupieux, izleyicilerin genel korku filmlerinin öngörülebilir kurallarını tıpkı Haneke gibi çok iyi biliyor. Şerifi, herşeyin tam bir korku filmi olduğu farkındalığına ulaştırmaya çalışan yönetmen, seyircinin eline dürbünler vererek onları canlı bir şekilde filmde subplot olarak kullanıyor. Ama Haneke‘nin aksine, seyircisini cezalandırmak yerine daha ziyade onları eğlendirmek için, moralleriyle kasıtlı bir şekilde oynayarak parodik durumlar aracılığıyla ufak nüanslarla izleyiciyi sorgulama yoluna itiyor. (Amerikan ana akım sinema ile ilgili filmin unutulmaz monologu buna mükemmel bir örnektir.)

Muhtemelen bunları oturup düşünmediniz bile. Ancak istisnasız her büyük prodüksiyon çok önemli bir miktarda “sebebi olmayan” şeyler içerir. Sebebini biliyor musunuz? Hayatın kendisi bile “sebebi olmayan” anlarla doludur. Neden etrafımızda bulunan bu havayı göremiyoruz? Sebebi yok. Neden hep bir şeyler düşünüp duruyoruz? Sebebi yok. Neden bazıları sosise bayılırken, diğerleri nefret eder? Hiçbir sebebi yok! Bayanlar ve baylar, bugün izlemek üzere olduğunuz film, tarz yaratmanınen önemli elementi olan “sebebi olmayan” anlarabir saygı duruşu niteliğindedir.

Sadece 85 dakikalık süresi ile bile uzun metraj olarak aldığı o büyük riski usta manevralarla savuşturan Rubber, iyi bir sinema filmi olarak daha kısa tükenmiş olabileceği gerçeğini inandırmasına rağmen, kararında bir şekilde son buluyor. Sadece psikokinetik güçlere sahip duygulu bir lastik olmayan Robert‘in saçma ve garip kavramlar eşliğinde sürdürdüğü bu yolculuğun aslında söyleyecek çok şeyi olduğu da aşikar. Mainstream film izleme hayatımızın nasıl olduğunu gösteren büyük bir sosyal yorum parçası olarak hizmet vermesi bir yana, getirdiği eleştirilerle de takdire şayan bir yapım.

Filmi övmek zor. Yermek de öyle. Estetik bir zeka üzerine oturtulmuş öncül bir absurdist korku komedisi demek belki de doğru tanımdır. Lastik Robert‘ın nasıl yaşadığı konusu tam olarak bir “nedeni yok!” cevabıyla açıklanabilir olsa da, bunu mümkün kılan Quentin Dupieux‘un bu ilginç deneysel bağımsızına bir göz atmakta fayda var!

27 Mar 2011 tarihinde Film Kritikleri içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. Yorum yapın.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: