Secretariat


Dünyanın gelmiş geçmiş en iyi yarış atlarından biri olarak kabul edilen Secretariat‘ın şaşaalı hikayesinin perdeye aktarıldığı aynı isimdeki film, We Were Soldiers, Pearl Harbor ve Braveheart gibi kahramanlık öykülerinin beyazperdeye aktarımında pay sahibi olan Randall Wallace‘ın bir başka kahramanlık öyküsünü ele aldığı filmi olarak görücüye çıktı. Başrollerde ise Diane Lane ve John Malkovich‘i görüyoruz.

Küçüklüğünü atların arasında bir çiftlikte geçiren Penny Chenery, babasının ölümüyle beraber uzun yıllar uzak kaldığı çiftliğe dönüp çiftliğin ve atların geleceğine karar vermek zorundadır. Babası zamanında bu işlerle ilgilenen menfaatkar sahtekarların atları yarı fiyatına satmaya kalkışmasına engel olan Penny, soylu bir atın devamı olarak dünyaya gelecek Big Red (Secretariat)’ın doğumuyla beraber ailesinden feragat ederek babasından miras kalan at sahipliğini sürdürür. Bunun için de sıradışı bir at antrenörü olan Lucien Laurin (John Malkovich) ile kader ortaklığına başlar. Jokey olarak da daha önce bir yarışta bir atı çok hızlı koşturup kalbinin parçalanmasına sebep olan Ronnie’yi seçerler.

Secretariat, ihtişamlı bir at soyundan gelmesine rağmen herkesçe eksiklikleri olacağına inanılan bir at olarak resmedildi. Olağanüstü hızına rağmen uzun mesafeye dayanamayacağı konusunda herkes hem fikirdi. Sahibi Penny dışında. Araştırmalara göre normal bir atın kalbinin üç katı kadar bir kalbe sahip olduğu ortaya çıkan Secretariat, yarışlarda başlangıçta hep geride kalmasına rağmen sonradan yaptığı sprintlerle ünlüdür. Asıl adı Big Red olup, yarışlarda yaşanan tescil sıkıntısı sebebiyle Secretariat ismiyle anılan bu kocaman kalpli at, sadece üç yaşlı İngiliz atlarının katıldığı, aynı zamanda Kentucky Derby, Preakness Stakes ve Belmont Stakes yarışlarından oluşan ve dünyanın en büyük at yarışı olayı olarak kabul edilen Triple Crown‘ı kazanması garantisiyle sahibi Penny tarafından yetiştirme bedeli karşılığında yatırımcı bulur. Secretariat‘ın bu yarışı kazanması hem büyük bir sükse olacaktı, hem de Penny babasının ölümünden sonra veraset işlemleri için gereken 6 milyon doları kazanıp ailesini de kurtaracaktı.

Bu üç ayaklı Triple Crown yarışlarını Bold Ruler‘ın yavrularından hiçbirinin kazanamamış olmasına ek olarak, Citation isimli atın 1948’de bu başarıyı kazanmış olmasından bu yana hiç bir atın Triple Crown‘ı kazanamaması Secretariat için de imkansız bir durum oluşturuyordu. Özellikle Triple Crown‘dan bir önceki yarışta Secretariat‘ın 3. gelmesi hiç kimsenin buna ihtimal vermesine olanak sağlamamıştı. Daha sonra “olağanüstü bir makine gibi” sıfatlarıyla anılacak olan Secretariat, 38 senedir hiç bir atın yanına bile yaklaşamayacağı bir dereceyle hem Triple Crown‘ı kazanacak, hem Penny‘i kurtaracak hem de dünyanın en iyi yarış atlarından biri haline dönüşecekti..

Secretariat; olağanüstü bir atın başarısı ekseninde Penny‘nin azmi, ataerkil inançları ve inatçılığının resmedildiği bir başarı hikayesi olarak gözümüze çarpıyor. Daha önce çekilen bir diğer at hikayesi olan Seabiscuit ile kıyaslanabilecek olan film, gelişim yönüyle The Legend Of Bagger Vance‘i andırıyor. Hikayeyi bilmeyen bir seyirci için daha 45. dakikasında “bitti mi?” sorularıya muhatap kalınabilecek bir kopuklukla kendini ele veriyor. zira bu dakikadan sonra filmi izlemeyi bırakacak olan çok kimse olacaktır. Sportif başarıların aktarıldığı filmlerin tüm ortak noktalarını sebepsizce aynı çizgide kullanan Secretariat; son dakikaları hariç vasatın altında bir film olmaktan maalesef ki kendini kurtaramıyor.

Penny‘nin yaşamına odaklanmaya çalışması, izleyiciyi bir yöne çekebilecekken bunu tam anlamıyla kotaramamış olması en büyük eksikliği. Penny‘nin yaşamıyla başbaşa bırakmakla ata odaklanma arasında gidip gelen film, belki de en büyük voleyi vurabileceği duygusal yönden bir hayli zayıf kalıyor. Kabul! Son dakikalar büyük heyecan içinde bırakıyor ve Secretariat izleyici için kahraman olup çıkıyor. Secretariat koştukça iç sesten “yürü be!” nidaları yükseliyor. Fakat, ya geriye kalan kısım? Bir atın aktarabildiği heyecanı, onun etkilediği yaşamların baş portrelerinde görememek de bir hayal kırıklığı olup çıkıyor. Özellikle seyis Eddie ve jokey Ronnie‘nin Secretariat ile olan ilişkisinin resmedilemeyişi bir diğer handikap.

Gereğinden fazla uzun olan bir film olarak Secretariat, gerçek bir öyküden aktarılışının hakkını veremiyor. Hikaye anlatımıyla önceki örneklerinden bir artısı da olmaması filmi parmakla gösterilebilecek bir yapım yapamıyor maalesef. Pazar sineması kuşağında izlediğimiz o zaman geçirtici seyirlik film havasında ilerlemesi, filmi gerçekten de pazar günü zaman geçirmek için izlenen yapımlardan biri yapıyor. Diane Lane‘in vasatı aşamayan oyunculuğu, aslında bir adım geride olan John Malkovich‘in karizmasının gölgesinde kaldığını da belirtmekte fayda var..

15 Şub 2011 tarihinde Film Kritikleri içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. Yorum yapın.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: