Never Let Me Go


Kazuo İshiguro‘nun en iyilerden kabul edilen aynı adlı romanından uyarlanan Never Let Me Go, bir İngiliz Yapımı olarak geçtiğimiz yıl görücüye çıkmıştı. Yönetmen Mark Romanek, One Hour Photo adlı uzun metrajı haricinde daha çok video klipler çekmiş bir isim. Başrollerinde Carey Mulligan, Keira Knightley ve Andrew Garfield‘in boy gösterdiği Never Let Me Go, geçen yılın merak edilen filmleri arasında yer alsa da yeterli ilgiyi ne yazık ki göremedi.

Alex Garland‘ın uyarlamasıyla beyazperdeye aktarılan bu distopik filmde, organ nakli için her biri özel olarak yaratılan klonların hikayesi anlatılmakta. Klonların yaşam amacı; klonu oldukları insanların ihtiyacı olduğunda, organlarını bağışlamaktır. Bu bağlamda Kathy, Tommy ve Ruth adlı üç yakın arkadaşın önce Hailsham yatılı okulu ve daha sonra kampta geçirdiği günleri, epizodik bir anlatım tarzıyla izliyoruz. Tüm hikaye Kathy‘nin anlatımıyla vûku buluyor ve biz küçük bir düzen dünyasını kadrajda izlemeye koyuluyoruz.

Bu çok özel yaratıklar, küçük yaşlardan itibaren kendilerine çok dikkat etmeleri yönünde telkinler duyan, kendilerine yaratılan bu ufak korku imparatorluğunda kaderlerine razı olan, belli bir yaşa dek dış dünyayla alakası olmayan klonlar olarak resmediliyor. Zaman zaman okula gelen satıcılardan kazandıkları pullar karşılığında aldıkları ufak tefek eşyalar ve sanat okuluna gönderilmek üzere hazırladıkları resimler haricinde onları okulda heyecanlandıran, sosyalleştiren (!) ve tüm bu monoton yaşamda ruh ve bedenlerine değişiklik olarak gelen başka şey yoktur.

Özellikle Kathy‘nin gözetmenlere göre “misyonlarını” tamamlamak üzere sürdürdükleri bu yaşamı nasıl normalleştirdiğini, nasıl kabul ettiğini abartısız bir dramaturji ile aktarması, film için artı yanlardan sadece birkaçı. “Aşk ve sanat zamanı durdurabilir mi?” ve “neden dışarısı onları cezbetmiyor, neden kaçmak için bir girişimleri yok?” sorularına istinaden izleyiciye aşılanan empati ve sorgulama hissi filmin sonuna dek etkisini sürdürüyor.

Romana göre çok zayıf kaldığı yazılıp çizilen film, bir roman uyarlaması olduğunu belli etse de, özellikle pastel renkleri ve döneme ait mekan ve kostüm betimlemeleri çok yerindeyken, buna oyuncuların da parlak performansının eklenmesi filmin güzel bir yerde, güzel bir şekilde bitmesini sağlıyor. Çok ilgi görmeyen bir yapım olarak Never Let Me Go, barındırdığı amacı ve lanse etmek istediği hissiyatı evelemeden, gevelemeden ve abartısız bir şekilde sunan, sonunu bile bile izlenen o naif bir yapımlardan biri.

04 Şub 2011 tarihinde Film Kritikleri içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. 1 Yorum.

  1. Geri bildirim: Womb « izlandik.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: