The Town


Oscarlı oyuncu Ben Affleck‘in Gone Baby Gone‘dan sonraki ikinci yönetmenlik deneyimi olan The Town, Toronto Film Festivali’nde dünya prömiyerini yaptıktan sonra Amerika’da hayli rağbet görmüş vizyona da sıkı bir şekilde girmişti. Ülkemizde de Filmekimi‘nde gösterilip vizyon şansı bulanlardan. Filmin başrollerinde yönetmen koltuğuna da oturan Ben Affleck, Rebecca Hall, Yardımcı Erkek Oyuncu Dalı‘nda önce Golden Globe, daha sonra da Oscar adaylığı alan Jeremy Renner ve Mad Men’in Don Draper’i John Hamm yer alıyor.

Affleck, bu kara filmde tıpkı babası gibi hırsızlığı kariyere çeviren Doug MacRay’i canlandırıyor. Doug ve ekibinin banka soygununda üzerlerine kimse yoktur; hem acımasız hem de dikkatlidirler. Soydukları son bankanın müdiresiyle aynı mahallede oturduklarını öğrendikten sonra kaçınılmaz olan gerçekleşir ve Doug, kadına âşık olur. Claire, onun soyguncu olduğundan şüphelenmezken Doug’ın kardeşi kadar yakın suç ortağı Jem, kuşku içindedir. Doug, iki taraftan birine ihanet etmeden bir seçim yapamayacaktır.

Matt Damon ile beraber Good Will Hunting‘in senaryosunu yazıp hayli güzel bir işe imza atan Ben Affleck, yönetmenlik ve senaryo yazımında, kuşkusuz yerlerde sürünen oyunculuğundan daha iyi. Gone Baby Gone‘da güzel bir atmosfer yaratıp ortaya güzel bir film çıkartan Affleck, soygun filmlerinin alışılageldik klişelerinden de faydalanıp The Town‘ı çekti. Vites düşürdüğünü söylemek de mümkün. Hem kara film olmaya çalışıp, hem de alışılageldik soygun filmlerinden farklı olmaya çalışan film, bunu başaramıyor olmakla beraber senaryoya katmaya çalıştığı yan öğeleri de oturaklı bir şekilde işleyemeyişi ile göze batıyor.

Kara film anlayışını yanlış anlamışa benzeyen Affleck, biraz ondan biraz da bundan olsun mantığıyla hareket etmekte ne kadar yanlış yaptığını da gözümüze soka soka gösteriyor. Çaresizliğe sürüklediği karakteri aşk ile de tanıştırmakta geç kalmayıp, Stockholm sendromu vari hareketleri kolaja da katmayı beis görmemiş. Tam olarak bir soygun filmi söylemeye dilim varmasa da, Charlestown şehrini resmetmeye çalışan bir senaryoya başka bir yakıştırma yapmak da farazi olacaktır.

Filme bu yakıştırmayı yapıp, temposunun da bir dramatik soygun filmine göre dengesiz olduğunu söylemek de farz. Son iş ve bu işte çıkan aksilik parodisi ve belki de daha iyi sürebilecek filmi, inanılmaz saçma ve klişe duran son ile iyice aşağılara çeken Affleck, Gone Baby Gone ile aldığı haklı övgüleri The Town ile tekrar sorgulatıyor. Jeremy Renner’ın ise ortalama bir sorunlu karakter olarak baş göstermesiyle hem Golden Globe, hem de Oscar adaylığını nasıl aldığına ise hayret etmekteyim. John Hamm‘in soluk oyunculuğuna, Rebecca Hall‘un da etkisiz performansının eklenmesi oyunculuk bakımından da film için olumlu birşeyler söylenmesini zorlaştırıyor.

Her filmi, IMDB notuna göre değerlendirmemek üzere..

02 Şub 2011 tarihinde Film Kritikleri içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. Yorum yapın.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: