Submarino


Lars Von Trier ile birlikte Dogme 95 manifestosunun başını çeken yönetmenlerden biri olan Thomas Vinterberg; o dönemde Festen gibi bir şaheseri sinema dünyasına kazandırmıştır. Halen Danimarka‘nın en iyi yönetmenlerinden biri olan Vinterberg; Festen‘den sonra birkaç film çekse de bir türlü o çizgiyi yakalayamamış, hatta gittikçe uzaklaşmıştır. Geçen yıl izleyiciyle buluşturduğu ve Berlin Film Festivali’nde Bal ile beraber Altın Ayı için yarışan Submarino ise yönetmenin tekrar şahlanması için bir basamak olmuş durumda.

Jonas T. Bengtsson‘un romanından uyarlanan Submarino‘nun başrollerinde Voksne mennesker ve Frygtelig lykkelig‘den tanıdığımız Jacob Cedergren ile Peter Glaugborg yer alıyor. Beyaz çarşafın altında yeni doğmuş bir çocuğun vaftizini taklid etmeye çalışan iki kardeşin görüntüsüyle açılıyor film. Anneleri alkolik komadadır. Kardeşlerin ihmaliyle yaşamını yitiren bebek; iki kardeş için duygusal yıkıcılığın başlangıcı olur. Kopenhag banliyölerinde yoksulluk,açlık ve kötü alışkanlıkların esirinde büyümeye çalışan bu iki kardeşin yolları annelerinin cenazesinde tekrar birleşir. Hayat, onlar için hala zordur ve yıkımlar hala sürmektedir.

Yıllar geçse de , hayatlarını paralel şekilde sürdürseler de Nick kardeşler sürekli birbirlerini arar durumdadırlar. Annesi gibi alkole düşkün olan, bira, sigara ve halterle hayata tutunmaya çalışan Nick, ve tek dileği oğluyla beraber yaşamak olan, yoksulluk ve açlıktan kurtulamamış, annesinden kalan mirası da uyuşturucu satıcılığı yapmak için harcayan kardeşi. Bir tarafta hala çocukluğundaki o yıkımın travmasını üstünden atamayan, hayata yüklediği anlamsızlık yüzünden dahi okunan Nick, bir yanda da çocuğu için hayatını tehlikeye atan bir baba. Birbirlerine ihtiyacı olan iki kardeş..

Bir işkence çeşidi olarak anılan “Submarino” kelimesi; “bir kaba-küvete kan, idrar, tükrük v.s. doldurulur ve ilgili kişinin kafası bu solüsyona sokulup nefessiz kalması sağlanır. Bir süre sonra nefes alma ihtiyacının had safhaya ulaşmasıyla ağız açılır, sıvılar yutulur. İstenilen (hatta istenmeyen) şeylerin söylenmesiyle işkence biter ama etkileri ömür boyu devam eder…” şeklinde açıklanıyor. Önce siyah – beyaz metaforu ile mutlu ve hüzünlü anların geçişinin yapılmasıyla yola koyulan film; sadelik sularında yüzerken isminin senaryosuna yüklediği çağrışımı da film boyunca bir hayli güzel bağlıyor. Her iki kardeş için de yoksulluk, açlık, hayata tutunma çabası, kötü alışkanlıklar küçüklükten beri süregeliyor ve yetişkinliklerinde dahi devam ediyor. Tıpkı işkence çeşidi olan submarinodaki gibi tüm bu olumsuzluklar bir arada; ve iki kardeşin kafası da bu olumsuzlukların içinde. Boğulmak üzereler. Düzlüğe çıktıkları anda olumsuzlukları iliklerine kadar hissediyorlar, ve istemeden de olsa hayatlarına devam ediyorlar.

Her anında kasveti ve karanlık ortamı sahnelerinden eksik etmeyen Submarino, karakterlerin hezeyanını, mimiklerinde taşıdığı hüznü ve çaresizliği dibine kadar hissettiriyor. Görüntü yönetimi muhteşem derecede ve Dogme karanlığı da etkisini bir hayli gösteriyor. Belki de olması gerektiği gibi bitmeyen Submarino ile Thomas Vinterberg, Festen‘i çektiği yıllardaki mükemmelliğine dönüşün ilk adımını atarken onu takip eden kemik kitlesine de “tıpkı eski günlerdeki gibi!” dedirtiyor.

07 Oca 2011 tarihinde Film Kritikleri içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. 1 Yorum.

  1. Geri bildirim: R « izlandik.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: