Buried



Sistemin kestiği parmak; acımaz! Kangren eder, öldürür!

Paul Conroy; Irak’ta çalışan Amerika’lı bir kamyon şöförüdür. Mal taşıdıkları sırada konvoya saldırı düzenlenir ve gerisini hatırlamaz. Gözlerini açtığında kendisini bir tabutun içinde bulur. Hareket edemez. Karanlık. Çırpınır. Fakat nafile. Sonrasında yanında bulacağı zippo çakmak, kalem, cebinden çıkardığı içki şişesi ve cep telefonu ona eşlik eder. Telaşlarının esiri olarak oraya buraya saldırır ve hemen telefona sarılır. Acil yardım telefonunun yazılı olduğu kağıdı kaybettiği için çalıştığı şirkete ulaşması zordur. Dış işleri bakanlığına, FBI’a ve ailesine ulaşmaya çalışır.  Oraya nasıl düştüğü hakkında bir fikri olmaması bir yana fidyecileriyle de muhatap olur. Tabuttan yer yüzüne çıkması için birkaç saat içinde 1 milyon dolara ihtiyacı vardır! Fidye videosu, bürokrasik görüşmeler, kurtarma çalışmaları, klostorofobi ve daha nicesi..

Filmin açılmasıyla seyrinin değiştiği dakika arasında yönetmen; izleyiciye filmin havasına girmek için adeta avans verdi diyebiliriz. Bunda başarılı olduğu su götürmez bir gerçek. Sıkışmışlık hissi izleyiciye empoze edilmiş, empati düzeyi tavana çıkmışken, izleyiciye “tüm film böyle mi sürecek? sürecekse nasıl olacak? sıkıcı olmaz mı? çıkacak mı ordan acaba?” soruları da ardına ardına soruglatılıyor bu sürede. Dakikalar ilerledikçe sıkıcı olacağı düşünülen film, bambaşka bir seyre bürünüyor. Hayatta kalma iç güdüsü, bürokratik engeller ve en önemlisi kapitalist düzenin acımasızlığı kendini hissettiriyor. Sistemin yeri geldiğinde insanı ikinci planı atıp, nasıl da telesekretere (!) bağladığını apaçık görüyoruz.

Bu bağlamda tabutu; içinden çıkılması imkansız olan, sistemin köşeye sıkıştırıp bize lütfettiği hareket alanı olarak düşünebiliriz. Conroy‘un ilerleyen dakikalarda tabuttaki en büyük tehlikesi haline gelen çıngıraklı yılanı da sistemin itelediği bu yerde rahatsız ettiğimiz bir diğer canlı yaşam alanının bekçisi olarak düşünmek de absürd olmayacaktır. Conroy; Amerika’nın yani sistemin bir temsilcisi olarak “asker” olmasa da ordadır ve yılanın yaşam alanına girmiştir. Conroy; belki de sistemin parçası olmak istemiyordur; fakat bu açgözlü çarkta sadece oraya petrol için giden hükümet de, inşaat için giden şirkette sistemin bir parçasıdır. Belki orada ateş yakıp yılanı kaçırabilir, hatta öldürebilirsiniz, yalnız gün gelir sistem de sizi bir yılan gibi “boğar”.

Rodrigo Cortes, 90 dakika içinde izleyiciden sabırın yanında empati yapmasını da beklerken, film için koydukları tek kuralın “asla yüzeye çıkmamak” olduğunu söylüyor. Film süresince izleyici ister istemez empati yoğunluğuyla izlemeye koyulurken, film de bizzat Irak’lı fidyeci ve oradaki rehineleri kurtaran Alan Davenport‘un ağzından kendi empatisini yapıyor. Sistemin “yılan” olarak gördüğü fidyeciyi konuşturuyor ve onun 1 milyon dolar istemesini, aksi halde Conroy’u öldüreceğini işittirerek çaresizliğini de resmediyor. Tıpkı Conroy‘un tabutun içindeki çaresizliğini bize empati yoluyla hissettirdiği gibi.

Conroy; karısına ulaşamadığında aradığı arkadaşından “yükses sesle konuşma” serzenişiyle karşılaşıyor. Aynı şekilde FBI’yı aradığında “ölüyorum” demesine rağmen karşıdan duyduğu ses “hangi ofisi bağlayalım” ya da “sesinizi alçaltın” oluyor. Alan Davenport da Conroy‘a uydurduğu kurtarma hikayesinin yanında sakin olmasını, umudunu korumasını söylüyor. CRT müdürü, Conroy‘un tabuta düşmeden önce işine son verildiği haberini onun içinde bulunduğu durumu hiç umursamadan iletiyor, ve bir çocuk kandırır gibi ona bu durumu kabul ettiriyor. Ve bu şekilde film; sistemin “çok ses” çıkardığınızda veya istediğinde sizi nasıl alaşağı edebileceğini inanılmaz dramatik şekilde hissettiriyor.

Tabii ki film için ortaya koyulabilecekler tüm bunlara sınırlı değil. Özellikle sonlara doğru Conroy‘un karısıyla yaptığı dramatik görüşme, fidye videosunu hazırlarken içinde bulunduğu psikoloji, son çare olarak kestiği parmağı, Davenport‘un son ana kadar “seni bulmamıza al kaldı” diyip Conroy‘u umutta bırakması, arkadan gelen bomba sesleri, daha sonraki kazma kürek hışırtıları ve muhteşem bir son. Ryan Reynolds‘un göz kamaştırıcı performansı. Bir filmin çok iyi olması için kulağa iyi gelen müzikler, görsel efektler ya da heyecanlandırıcı bir castin olmasına gerek olmadığını gösteren bir sürü nüans. Akılda kalıcı pek çok şey..

Kuşkusuz Alfred Hitchock Buried‘e bayılırdı. Tek mekan furyasını Rear Window ve Rope ile bundan 50-60 yıl öncesinde zihnimize yerleştirmesi, ondan sonra gelecek yönetmenler için müthiş bir emsal teşkil edecekti. Her ne kadar Hitchock’dan sonra bile çok örneğini göremesek de tek mekan filmlerinin başarısı ortada. Fütüristik filmlerin aksine tek mekan filmler yapmak hayli zor iştir. Malzemeniz azdır, çekim açılarınız sınırlıdır, çekebileceğiniz sahne çeşitliliği neredeyse birden fazla değildir ve bir süre sonra izleyicinin sıkılma olasılığı yüksek ihtimal dahilindedir. Kısacası izlerken minimalist bir sinemanın kucağında kendinizi bulursunuz.

İsmine mütenasiben minimalist sinema; en azıyla yetinen, tüm öğelerin minimuma indirgenmiş, tüm gereksizliklerden arındırılmış sinema halidir. Salt gerçekçiliği benimseyen yönüdür. Salt gerçekçiliğin yanında tüm bu söylediğimiz handikapların birleşmesi Buried gibi bir film için tüm dikkatleri senaryosuna çekiyor. Böyle bir film için tek koz; senaryosudur. Sonra da oyunculuğudur. Bunun için öncelikle filmin yönetmeni Rodrigo Cortes’i ve aynı zamanda filmin tek ve baş kahramanı Ryan Reynolds‘u hayranlıkla izlemek gerek. 90 dakika boyunca bir tabutun içinde heyecanı hiç düşürmeden, üstüne kapitalist düzene, sisteme, insanlığa, savaşa, bürokrasiye ve hayatta kalma içgüdüsüne tonla laf söylemeyi başardıkları için. Aynı zamanda bunu yüksek bütçeli çizgi roman uyarlaması haline getirmeyip veya 3D teknolojisini kullanmayıp, kadrajda tank seslerinin eşliğinde topraklarını korumaya çalışanları hunharca aşağılamayıp yaptığı için.

İzleyiciye görsel zevk ya da komedi öğeleri vermeyip, düşünmeye, farkındalığa sevk eden bir film olarak Buried; izleyecek olanlar için müthiş bir deneyim olacaktır.

05 Oca 2011 tarihinde Film Kritikleri içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. 5 Yorum.

  1. Açıkçası Ryan Reynolds beni o havaya sokamadı. Sistem eleştirisi çok güzel yapılmış. Ona bir şey diyemem. Ama seyirciyi karaktere bağlayamıyor.

    Ayrıca inandırıcılığı da gereksiz yere düşürüyor. Hiçbir sebep yokken adama bir bıçak veriyorlar. Brenner da adama 1-1.5 metre aşağıda gömülü olduğu söylüyor. Zaten ezan sesi falan da duyuyor. Ben “hadi tabutu kır bıçakla da yukarıya çık” derken adam hala daha yardım arıyor. Filmin sonlarına doğru f-16’lar kırıveriyor tabutu. Hadi diyorum, çıkmaya çalış, ama yok. “Parmağımı keserim, toprakta boğulurum ama çatıyı komple kırıp yukarıya doğru çıkmaya çalışmam” diyor. “Allah belanı versin” deyip kapatıverecektim de filmin havasına o kadar da giremediğim için o gazı bulamadım kendimde. :)

    Final sahnesi güzeldi gerçi.

  2. Bıçakla veyahut kaba kuvvetle tabutu kırıp yüzeye çıkmaya çalışması biraz absürd kaçmaz mıydı? Ki zaten hatırladığım üzere denedi de. Bombalar düşüyor, tabut yarılıyor, toprak iyice düşüyor. O basınçla çıkması zor olurdu. Zaten ufak tefek de bir adam değil ortadan yarmaya çalışsa, yarsa eğrilip büzülüp nasıl çıkacak? :) Biraz farazi düşünmek olur bu.

    Ben bu yönlerine hiç takılmadım filmin. Yönetmenin de dediği gibi “yüzeye çıkmamak” tek kural. Çünkü dışarısı bambaşka bir cehennem. (“Cehennem başkalarıdır” ~ Huis Clos / J.P. Sartre) :) Baştan aşağıya sisteme giydirmek üzerine inşa edilmiş bir filmin mutlu sonla bitmesini bekleyemezdim. Öyle olsa fikrimce koca film çöpe gitmesi gerekirdi. Bitmesi gerektiği gibi bitti. Hem de dibine kadar dramatize edilerek.

    Ryan Reynolds için aslında sana katılmıyor değilim. Burada iyi bulmamın sebebi alışık olmadığı bir role büründüğü, ve sırıtmadığıydı. Ama o klostorofobik havayı çok da hissettirdiğini söylemek yanlış olur. En azından bir-iki kez nefes kesikliği beklerdim :}

  3. Merakla beklenenlerden :)

  4. Neyi bekliyorsun Yasin? :)

  1. Geri bildirim: 25. Goya Ödülleri Adayları « izlandik.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: