London Boulevard


Ken Bruen‘in romanından uyarlanan London Boulevard, Kingdom of Heaven, The Departed, Edge Of Darkness ve Body Of Lies gibi filmlerin senaryosunda boy gösteren William Monahan‘ın ilk yönetmenlik deneyimi. Hemen hemen tüm işlerinin temelinde; -gördüğümüz üzere- esas karakterin eline bir silah vb. tutuşturup bir suç draması yaratmak yatan yönetmen için London Boulevard da bu eksende seyrediyor. Başrollerde Golden Globe ödüllü Colin Farrell ve daha çok Pride & Prejudice ile tanınan ve şu dönemde oyunculuğu bırakıp bırakmamak arasında gidip gelen Keira Knightley yer alıyor. Yan rolde ise Naked‘dan tanıyıp sevdiğimiz David Thewlis‘in yer alması ise sevindirici.

Hapisten yeni çıkan Mitchell (Colin Farrell), eski arkadaşı Billy‘nin ikna çabalarına rağmen eski suç hayatına dönmemek için kendiyle cebelleşir. Fakat sonraları imkanlar dahilinde ister istemez yin ebu dünyaya adımını atar. Belalı bir gangster ile iş yapıp yapmamak arasında gidip gelen Mitchell, daha önce tecavüze uğramış paranoyak bir film yıldızı olan Charlotte (Keira Knightley)’un korumalığını yapmak için menajeri Jordan (David Thewlis) ile anlaşmaya varır. Charlotte‘u gazeteciler ve bilimum medya organlarıyla olan absürd ilişkisinden uzak tutmaya çalışacak olan Mitchell, bir yandan da gangsterler ile kedi-fare kaçamağı yapmak zorunda kalır. Evsiz arkadaşının başına gelenleri sorgulaması filmin sonunu da oluşturur.

İngilizler için polisiye çekmek her zaman daha kolaydır demek genel bir kanıya varmak için yanlış bir tespit olmaz sanırım. Öyle ki önümüzde Lock,Stock And Two Smocking Barrels, Snatch ve RockNRolla gibi güzel örnekler var. Bu alanda bu tür filmlerin bilinen adamı Guy Ritche; gerek tarzıyla gerekse oynayıp yönettikleriyle sadece İngiltere’de değil; ülke dışında da emsal teşkil ediyor. London Boulevard‘da da Guy Ritche etkileri görmek fazlasıyla mümkün. Bir roman uyarlaması olmasının verdiği bazı dezavantajları savuşturamaması ise eksik yanlar olarak göze çarpıyor. Bu tarzın izleyicide bıraktığı haz; tutarlılıktan yoksun ve aciliyete kurban gitmiş bir senaryo ile birleşince film için akılda kalıcı yönler sadece oyunculuklar ve soundtrack oluyor. Oyunculukların da havada kalmasıyla -karmaşık bir anlatım benimseyeceğim derken içinden çıkamamak- tek güzel yan o sert ingiliz aksanının güzelliği ve soundtrack.

London Boulevard; özellikle RocknRolla‘yı çokca anımsatmasına, kopuk kopuk ilerlemesine ve Lock,Stock And Two Smocking Barrels, Snatch gibi filmleri  izleyenler için eksiği çok fazlası yok bir yapım olmasına rağmen soundtrackin katılımıyla hoş bir seyirlik oluyor. Rolls Royce‘un o dayanılmaz cazibesine şöyle uzaktan bakıp iç geçirmek ve aynı zamanda Rolling Stones, Bob Dylan ve Yardbirds parçalarıyla gülümsemek isteyenler filmin diğer yönlerine takılmadan keyifli vakit geçirebilirler.

04 Oca 2011 tarihinde Film Kritikleri içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. Yorum yapın.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: