127 Hours


Hayatta, yaşama isteğinden daha güçlü bir istek yoktur.

Trainspotting gibi kült bir filmden sonra Slumdog Millionare ile Oscar’ı kucaklayan usta yönetmen Danny Boyle‘un son filmi 127 Hours, gerçek bir hikayeye dayanan öyküsüyle katıldığı festivallerde büyük ilgi gördü. Nisan 2003′te Amerikalı dağcı Aron Ralston‘un Utah’da başından geçenleri kaleme aldığı “Between a Rock And a Hard Place” adlı kitaptan uyarlanan filmde Golden Globe ödüllü oyuncu James Franco başrolde boy gösterirken, Slumdog Millionare‘nin senaristi Simon Beaufoy yine senaryoyu üstlendi.

Ralston, Utah’da Blue John kanyonunda solo bir tırmanış için geziye çıkar. Ve arkadaşlarından kimseye haber vermez. Tırmanış sırasında yarım tonluk bir kaya üzerine düşer, sağ kolu kayanın altında kalarak ezilir ve Ralston kanyon duvarına sıkışır. O sırada yaşadıklarını “Kıpırdayamadığım için telefon da edemiyordum. Günler böyle geçti. Tek kolumla ihtiyacımı karşılamaya çalışıyordum.” şeklinde ifade eden Ralston, ailesi ve arkadaşları için bu anları kameraya çeker. 5 gün boyunca bu eziyet devam eder ve artık imkanları da tükenmeye başlar. Filmin can alıcı sahneleri de bu noktadan sonra kameraya yansır..

Filmin can alıcı sahneleri bir yana, James Franco’nun içinde bulunduğu durum her saniye izleyici daha da köşeye sıkıştırıyor. Daha önce The Descent’da eli yüzü düzgün bir şekilde ele alınabilmiş olan o sıkışmışlık hissi, 127 Hours‘da tavan yapıyor. Üstelik işin psikolojik tarafı bir hayli yoğunlukta. Aron’un su ile ilgili düşleri, kameraya aldığı bölümlerdeki inanılmaz duygu yoğunluğu ve hayatta kalmak adına kalkıştığı her deneme zaten bir dakika bile olsun aşağıya düşmeyen tempoyu A.J. Rahman’ın mükemmel müzikleriyle birleştirince ortaya çok çarpıcı, dramatik ve olabildiğince hümanist bir kesit çıkıyor.

Film; izleyenlere “bu film hep bu şekilde mi devam edecek?” sorusunu sordurmadan, sıkmadan ve adrenalini yüksek bir seviyede akarak, süresi boyunca içinde barındırdığı klostorofobiyi hayli iyi şekilde hissettirdi. İnsanın yaşam mücadelesi adına yapabileceği her şeyi tüm açıklığıyla dile getiren 127 Hours, neznimde Danny Boyle‘un en iyi filmi olmakla beraber geçtğimiz senenin de en iyi filmleri arasında. James Franco da filmdeki insanüstü performansı ile kariyerini taçlandırıp Oscar için de elini güçlendirdi.

03 Oca 2011 tarihinde Film Kritikleri içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. 1 Yorum.

  1. İzledim bugün.
    Danny Boyle yine yapmış yapacağını valla. Bu adam harbiden farklı. Ve bunu her filminde açıkça gösteriyor.

    Hastasıyız.

    James Franco ise döktürmüş.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: