Due Date


The Hangover‘ı izlediğimde düşündüğüm şey “hayatımda izlediğim en iyi komedi filmlerinden biriydi galiba” olmuştu. Kaldı ki Dr. Strangelove‘den bu yana dişe dokunur ve gerçekten güldürebilmeyi başarmış film sayısı neznimde azdır. The Hangover, bu bağlamda son dönemde mihenk taşı olmuş ve hemen hemen herkesin güldüren film önerisi için ilk sıralarda yer almıştı. Filmin bu denli başarısından dolayı bunun ekmeğini yemek elbette kaçınılmaz olacaktı. Ve yine Todd Philips‘in yönetmenliğinde bu sefer senaristler değişerek Due Date önümüze sürüldü.

Aslında film; John Hughes‘in 1987 yapımlı modern klasiği Plains & Trains and Automobiles‘den yola çıkılarak anlatılıyor. Orada da Steve Martin şükran günü için eve yetişmeye çalışan bir satış elemanını, John Candy ise iyi niyetli ama uyumsuz bir roldeydi. Due Date de belki de birebir kasıt olmadan olsa da 23 yıl sonra bu hikayeyi bize daha çocuksu şekilde anlatma yolunu seçmiş durumda. Zach Galifianakis ve Robert Downey Jr. ‘in başrolleri paylaşması filmi izlemeden önce epeyce güzel bir gelişmeydi. Zira ikisi de son dönemde bizi bir hayli güldürmüş, önceki filmleriyle de rüştünü ispatlamış isimler. Ve önümüzdeki yıl da buna devam edecek gibiler (The Hangover 2 & Sherlock Holmes Sequel).

Peter (Robert Downey Jr.) karısının doğumuna yetişmek üzere Los Angeles’a yola çıkmaya hazırlanır. Daha yolculuk başlamadan aksilikler yakasını bırakmaz ve ufak bir trafik kazasına maruz kalır. Bu sırada Ethan (Zach Galifianakis) ile havaalanında tanışır. Bu ikilinin ilk defa bu karede sempatik görünüyor oluşu film için gayet eğlenceli geçeceğe işaret. Havaalanında paketleri karışır (oy klişe,klişe!) Peter gereksiz yere polislerce aranır ve nihayet uçağa binmiştir. Fakat Ethan‘ın vurdumduymaz tavırları ikisinin de uçaktan atılmasına ve uçuş yasağı almasına neden olur. Biri Hollywood’a diğeri Los Angeles’a gidecek olan bu ikili zorlama da olsa Ethan’ın kiraladığı otomobil ile yola çıkarlar.

Yol boyunca başlarına gelmedik kalmayan bu ikili, enteresan bir şekilde birbirlerinden de ayrılamaz. (I Love You,Man filmindeki o süreci hatırlamak mümkün). Bu süreçte yer yer mizahi öğeler tavan yapar, gülmemenin imkansız olduğu sahneler beraberinde gelir ve adeta seyirci, Ethan karakterine sinir olur. Ama aynı zamanda Ethan karakteri hayranlık derecesinde seyirciye dakikalar geçtikçe kendine bağlar. Bunda pervasız derecede davranışlarına ek olarak iyi niyetine istinaden gelişen dramatik sahneleri de ekleyebiliriz. Zach Galifianakis‘in bu denli performansı bir yana Robert Downey Jr.’in çok da iyi olmayan performansı biraz hayal kırıklığı yaşattırıyor.

Nihayetinde eğlendirmek Due Date‘in birincil hedefi. Ve bunu başardığını da kesinlikle söyleyebiliriz. Ancak bu; filmin The Hangover‘ın ekmeğini yeme paralelinde çekildiği gerçeğini göz ardı etmeyi engelleyemiyor. Nitekim; The Hangover‘ı izlemiş ve beğenmiş her kişi Due Date‘den aynı tadı kesinlikle alamayacak. Filmi izlemek için beklentileri ortalamaya çekip iyi vakit geçirmek en mantıklı yol olacaktır.

28 Kas 2010 tarihinde Film Kritikleri içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. Yorum yapın.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: