Four Lions


İlk yönetmenlik deneyimi için Four Lions, fazlaca iyi bir film. Sundance‘den gelen kalbur üstü bağımsız İngiliz komedilerinden biri daha. Kendi yağında kavrulan teknik ekibin filmi bağış toplayarak sinemaya sunması, abartı olmadan satirik bir anlatımın benimsenmesi; filmin izlenebilirliğini kanıtlaması için göze çarpan noktalar.

Omar, Faisal, Waj ve Barry cihad aşkıyla yanan 4 ingiliz müslümandır. Tek istedikleri İngiliz devletine olabildiğince zarar verebilecek eylemlerde bulunmak. Bunun için canlı bomba olma yolunu seçerler. El Kaide kamplarına davet edilen, fakat herşeyi eline yüzüne bulaştıran, yaptıkları ve yapacakları en ufak olayların bile sonuçları salaklıktan öteye geçmeyen bu aslanlar minimalist bir senaryoyu mizahi olarak göklere çıkartan davranışlarıyla aynı anda güldürürken dokundurdukları konular da her bir sahneden baş gösteriyor.

Kara mizah olarak değerlendirebileceğimiz tüm bu absürd olaylar bütünü; karakterlerin izleyiciyi gülmekten yere yatırırcasına sergiledikleri performanslarıyla birleşince ortaya hiç bir yere saldırmayan, veya her yere orantılı dokunduran diye nitelendirebileceğimiz bir film çıkıyor. “Kapitalist düzen şöyle etkiliyor” veyahut “köktendincilik aslında böyleymiş” anlatımı asla filmi kapsamıyor. Kapsamadığı gibi, bu konuları değişen insan psikolojisi minvalinde anlatması akıllarda kalan “dine mi zarar veriyor?” endişelerini bir nebze de olsun yıkıyor. Tam bu noktada Omar karakteri iyi karakterize edilmiş yanıyla bu teorinin altını destekleyen en önemli unsur olarak göze çarpıyor. Bir taraftan köktendinciliğin tüm gerekliliklerini yerine getirmek için çabalaması, diğer yandan bir başka köktendinci ile ailesi arasında geçen diyalogda ortaya koyduğu hoşgörü emsali davranışları da bunu açıklıyor.

Faisal ve Waj karakterlerinin bu tür eylemleri benimseyen oluşumlar için hint kumaşı niteliğinde olduğu aşikar. Saniyeler sonra değişen düşüncelerinin filme çok çok iyi şekilde yansıtılması onların aslında saflıklarından yararlanıp beyin yıkama yöntemiyle bu işe ikna edildiklerine sağlam bir gönderme. Tabii tüm bu karakterlerin Müslüman oluşu ve din paralelindeki düşüncelerinin uzantısı olarak yansıtılan saflıkları akıllara yine endişeli soruları getiriyor. Ama olaya İngiliz karakterlerin aptallıklarının da dahil olmasıyla bu açık da kapatılıyor. Belli bir kesime veya noktaya yüklenim yok anlayacağınız.

Filmin daha başında müslüman olmayan bazı kesimin müslümanlara ne gözle baktığını mükemmel bir sahne ile anlatıyor olması benim için filmin rüştünü ispatlayan en önemli nokta. Kalp ve beyinin asla yer değiştiremeyeceği, kalbin her daim temiz niyetler besleyenler için doğru yolu gösteren bir pusula olduğunu küçük bir çocuğun kelimeleriyle bile anlatan, üstelik bunu sıkmadan, yormadan,abartmadan ve mizahi nüanslarla yapması film için söyleyebileceğim en nitelikli cümleler olacaktır.  Böyle bir filmi izlediğiniz için pişman olmayacak, iyi bir film izlediğiniz için vaktinize de yanmayacaksınız.

19 Kas 2010 tarihinde Film Kritikleri içinde yayınlandı ve , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. 2 Yorum.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: