My Son, My Son What Have Ye Done?


David Lynch‘in yapımcılığında Werner Herzog‘un Herbert Golder ile birlikte yazıp yönettiği My Son, My Son What Have Ye Done?, kadrosunda da Willem Dafoe, Michael Shannon, Udo Kier ve Chloe Sevigny gibi oyuncuları barındırarak merakla beklenen yapımlar arasında yerini almıştı. Gerçek bir olaya dayanan senaryosu ve Werner Herzog‘a Bad Lieutenant ile birlikte aynı yıl içinde iki filmle Altın Aslan adaylığı getirmesi de hayli önemli gelişmeler olarak göze çarptı.

Film; 1979 yılında Aeschylus‘un Oresteia eserinden esinlenerek annesini antika bir kılıç ile öldüren San Diego’lu Mark Yavorsky‘nin gerçek hikayesinden yola çıkılarak çekildi. Bununla beraber Herzog ilk iş olarak Yavorsky‘nin ismini Brad McCullum olarak değiştirip, gerçek hikayeyi de yeniden elden geçirdi. Gerçek hikayeyi yeniden elden geçirip ortaya değişik birşey çıkarma hissi ne denli doğrudur orası tartışılır tabii ki..

Fasulyenin faydalarına gelecek olursak; film hakkındaki dışavurumumu tek kelime ile “hayal kırıklığı” kelimesi ile açıklayabilirim. Evet, merakla beklediğimiz Filmekiminin, yağmurlu ve hayli tatlı bir gününde koca bir salon oturup Herzog’un oyununa geldik. Herzog’un kendisinin bile açıklamakta zorlanacağını tahmin ettiğim sıkıcılıkla çepe çevre edilmiş bir senaryo ve isimlerle pazarlama yoluna gidilmiş bir yapım. Oyuncu performansları bakımından sadece Shannon’un elle tutulur bir şeyler sergilemiş olması, akla “nasıl oluyor da yapımcısından oyuncusuna bu kadar güzel kadro bu kadar kötü çizgide seyrediyor?” sorusunu getiriyor.

Hem senaryosunu hem de kadrosunu bir çırpıda hezeyana sürükleyen bir yapım olmaktan kurtulamayan, gerçek bir olayı merkezine alıp, o atmosferi hiç mi hiç yansıtamayan sayılı filmlerden biri olup çıkan My Son, My Son What Have Ye Done?; genel bir kanı olarak biz sinefillere “Herzog, garip ve bunaltıcı metaforlar ile süslediği tarzını sürdürmeye devam ede dursun, biz, şaşırtıcı ve yenilikçi bağımsız yapımların temsilcilerinin kendisini tekrar etmeyen yanlarına ışık tutalım” fikrini hayırlısıyla aşılıyor.

* Bu yazı aynı zamanda Tramvay Durağı‘nda yayınlanmıştır.

14 Eki 2010 tarihinde Film Kritikleri içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. 1 Yorum.

  1. Yazı yüreğime su serpti, iyi ki buna bilet bulamamışım :)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: