Eu cand vreau sa fluier, fluier


Romanya Sineması, son yıllarda Avrupa’nın doğusunda Türkiye ile beraber yükselen yıldız. Sürekli olarak devrim ve Çavuşesku etiketleriyle anılan yapımlardan sıyrılıp insan üzerine filmlerle yeniden adından söz ettiren/ettirecek bir mecra olacağı aşikar. Florin Serban da bu yeni dalganın parlak yönetmen adaylarından biri olarak ilk uzun metraj deneyimini Eu cand vreau sa fluier, fluier (If I Want to Whistle, I Whistle) ile gerçekleştirdi. Son Berlin Film Festivali‘nde Semih Kaplanoğlu‘nun Bal filmiyle beraber Altın Ayı için yarışan film, dünyanın bu en prestijli film festivallerinden birinden Jüri Özel Ödülü dahil 2 ödülle döndü.

2011 Oscarları için Romanya‘nın Yabancı Dilde En İyi Film adayı olma durumu da olan film, Christian Mingiu‘nun 4 luni, 3 saptamâni si 2 zile‘sinden sonra hem benzerlikleriyle hem de üstüne koyduklarıyla dikkat çekiyor. Islahevinde son günlerini geçirmekte olan Silviu (Pistireanu George), herhangi bir vukuata bulaşmadan cezasını tamamlayıp kendi büyüttüğü kardeşine kavuşup hayatına devam etmek için gün saymaktadır. Ta ki annesinin kardeşini alıp İtalya’ya götürmek istediği güne kadar. Bu günden sonra Silviu için olaylar hem ıslahevi sınırları içinde hem de kendi duygu ve sinirleri çerçevesinde hayli zor geçer. Tek çıkış yolunun hapishane görevlisi olarak çalışan ve hoşlandığı kız olan Ana (Ada Condeescu)’yı rehin alıp istediğini yaptırmak olarak gören Silviu, sonunun ne olduğunu bilmediği bir yola çıkar..

Her iki başrol oyuncusunun da ilk oyunculuk deneyiminin olması filmin gidişatı açısından çok önemliydi. Özellikle Silviu rolündeki Pistireanu George’nun rolüne cuk diye oturan bakışları ve davranışları bu anlamda filmi yoluna koyan en önemli etmendi. Yönetmenin oyunculuk dahil her bakımdan doğal bir havayı yakalama isteği, mekanların ve sahnelerin gerilim yüklü çıkışları tam olarak bu filmden beklenilen yanlar. Asi olarak nitelendirilebilecek bir gencin hem kendisiyle hem de ailesiyle olan duygusal iç çatışmaları ve ıslahevinde çaresizliğinin son raddesine kadar gelmiş olması onu çıkışı olmayan bir sokağa yöneltirken film de çarpıcı yanını dakika geçtikçe doğallığıyla süslüyor. Bu noktada masum bir aşk dozajı ve ıslahevindeki mahkumların (Silviu dahil) neden buraya düştükleri malumatı da yönetmenin odaklanmak istediği yeri seyirciye de kabul ettirme isteğini ortaya seriyor.

4 luni, 3 saptamâni si 2 zile kadar etkileyiciliğe ulaşamasa da film, insanı merkezine alıp derin bir karakter analizi yaparak kendi potansiyelinde çarpıcı bir yapım olup çıkıyor. İlk uzun metraj deneyiminin altından başarıyla kalkan Florin Serban da takip edilesi bir yönetmen olarak notlarımızaın arasına giriyor :)

26 Ağu 2010 tarihinde Film Kritikleri içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. 2 Yorum.

  1. Romanya sineması pek girmediğim bir alan. Çarpıcı bir filme benziyor.

  2. Romanya sineması, iyidir iyi.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: