Karakter


Yönetmen Mike Van Diem’in ’97 yılında Ferdinand Bordewijk‘in aynı adlı romanından sinemaya uyarladığı Karakter, bir sonraki yıl Yabancı Dilde En İyi Film Oscarı dahil bir çok ödül aldı. Hollanda orijinli Belçika ortak yapımlı film ülkemizde de gösterime girmesine rağmen çok da bilinmiyor.

1920’lerin sosyal çalkantılarla, ekonomik kriz ve siyasal bunalımlarla boğuşan Hollanda’sında gayrımeşru bir çocuk olarak dünyaya gelen Katadreuffe ve babası Dreverhaven arasında geçen insancıl hesaplaşma olarak da özetlenebilir. Acımasız, kapitalist ve bir o kadar da gözü dönmüş mübaşir olan Dreverhaven tecavüz ettiği hizmetçisi Joba‘nın kendisine manevi olarak hiçbir karşılık vermemesini oğlu Jacob’dan çıkarmaya kararlıdır. Jacob ise çocukluğundan beri yediği “piç” damgasının tüm hırsını sessiz bir biblo misali evde duran annesinin “ona ihtiyacımız yok!” diye söylemekten kaçındığı babasından çıkarmaya kararlıdır.

Jacob Katadreuffe : ” hayatım boyunca bana mani olan o eli sıkmam”
Dreverhaven: ” belkide bu eldir bazı şeyleri kazanmana neden olan”

Temelde tüm bu hırs ekseninde bir baba-oğul çatışması olarak geçiyor gibi gözüken film, edebi akıcılıktan ve müthiş kurgudan sonuna kadar doymuş bir şaheser olup çıkıyor. İnsan karakterinin “değişmesi zor olan davranışlar topluluğu” olarak yansıdığı sosyal ve psikolojik ilişkileri hayli sade ve muazzam bir sürükleyicilikle anlatıyor. Kişilik muharebelerinin ve inatçılığın bir bireyi en dip noktaya kadar ne denli etkilediğini tüm çıplaklığıyla görüyoruz. Jacob‘un bu adaletten yoksun, iktidarın ve kapitalist düzenin esir aldığı ülkede “birisi olmak” ve “bir yerde durabilmek” üzerine savaşı, Dreverhaven’in tüm acımasızlığını egolarına yükleyip son ana kadar “birinci” olmak çabası ve daha fazlası..

Başrollerdeki Jan Decleir (Dreverhaven) ve Fedja van Huêt adeta rollerini yaşıyor. Yürüyüşlerinden bakışlarına hatta ve hatta mimiklerine kadar yansıtmak istedikleri karakter uzantılarını sonuna dek yaşatıyorlar. 2 saat boyunca masa tenisi maçı gibi kurgulanmış bir senaryo tüm gizemiyle kendisini sıkmadan izlettiriyor. İzlediğim filmler arasında en çarpıcı sonlardan birine de sahip olan film, izleyen ve izleyecek herkesin hafızasına kazınacak cinste sahneler barındırıyor..

18 Ağu 2010 tarihinde Film Kritikleri içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. Yorum yapın.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: