De grønne slagtere


De grønne slagtere (The Green Butchers), Danimarkalı yönetmen Andres Thomas Jensen‘in kara komedi tarzında taraflı tarafsız herkes tarafından müthiş bir film kabul edilen Adam’s Apples’dan bir önceki şaheseri. 38 yaşındaki Jensen, yönetmenlikten çok senaryo yazarlığı ile uğraşsa da yazıp yönettiği filmlerde başarısı açık. 5 senedir yönetmenlik alanında eserler vermiyor oluşunu da buna bağlamak yanlış olmaz sanırım..

Yönetmenin gedikli oyuncularından Mads Mikkelsen ve Nikolaj Lee Kaas‘in başrollerini paylaştığı film, Danimarka yapımı Delicatessen olarak lanse ediliyor. Iki kasap çırağının kendi dükkanlarını açmasıyla başlayan serüvenin dallanıp budaklanmasını konu ediniyor. Her ne kadar kendi neznimde Delicatessen ile karşılaştırmayı doğru bulmasam da benzer yanlarının olduğu da aşikar. Jean Pierre Jeunet’in kendine özgü sarımtrak tonlama ve 35mm’nin birleştiği çekimler bir adım önde dursa da kara mizahın ve senaryonun De grønne slagtere‘yi öne çıkardığı kabul edilebilir.

Adam’s Apples‘in başarısının adeta haberici olan film, basitçe insan ilişkilerinin dibine inmekte. Dakikalar geçtikçe Svend ve Bjarne ikilisinin geçmişinden kesitler öğreniyor ve bunların enteresan biçimde filme yansımasını izliyoruz. Bir zürafanın doğumunu izlemek üzere hayvanat bahçesine yola koyulan Bjarne’nin ailesi kaza geçirmiştir ve Bjarne, karısıyla birlikte anne ve babasını kaybetmiştir. Hayatta kalan sadece kendisi ve hali hazırda özürlü olan kardeşi Eigil‘dir. Kazanın sebebinin ise Eigil’in arabayı süratli sürmesi ve yola aniden çıkan bir geyiğe çarpmak istememesidir. Kazadan sonra Bjarne, hayvanlara karşı nefretle dolarken kardeşi Eigil ise tam bir hayvanseverdir. Bjarne’nin sırf bu yüzden kasap olduğunu söylemek de sürpriz olmayacaktır..

Svend ise küçük yaşta anne ve babasını kaybetmiş, gerek okulda gerekse normal yaşantısında kendisinin apzından dökülen kelimelerle “sürekli pasif” kalmış, başarı konusunda takıntısı olan biridir. Hayatında hiç görmediği kadar iyi muamele ve başarıyı kasapta kazara meydana gelen bir olaydan sonra görmesi onu serinkanlı bir katil yapar. Aslında duymak istediği sadece başarılı olduğu gerçeği. çok basit bir tavuk salamurasını harika yaptığını bir başkasından duymuş olması bile onu çok mutlu edecektir..

Sonuç itibariyle çok soğukkanlı ve ironilerle harikalığa ulaşan hümanist bir film çıkıyor ortaya. Yer yer absürdlüğün sınırları zorlanıyor ve haliyle kahkaha atmamak namümkün oluyor, yer yer insancıl öğeler tavan yapıyor. Mads Mikkelsen ve Nikolaj Lee Kaas‘ın müthiş performansları ve orjinal oyunculukları da göz ardı edilemez tabii ki. De grønne slagtere, yönetmen ve oyuncuların diğer filmlerini izlemek için çok iyi bir bahane..

17 Tem 2010 tarihinde Film Kritikleri içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. Yorum yapın.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: