Beş Şehir



Yönetmen : Onur Ünlü
Oyuncular : Bülent Emin Yarar , Beste Bereket , A. Rıfat Şungar , Tansu Biçer , Ege Tanman

Beş Şehir, Onur Ünlü‘nün Polis, Çocuk ve Güneşin Oğlu‘ndan sonra 4.filmi. Her ne kadar kendisini “Ah Muhsin Ünlü” mahlasıyla şiirde döktürürken tanımış olsak da, şiir yazmayı bıraktıktan sonra sinemaya atılmasıyla kendisini sevenlerin bu boşluğunu iyi ya da kötü doldurmuş oldu. 46. Antalya Altın Portakal Film Festivali‘nde En İyi Senaryo ödülü alan film 2009 Kasım’da gösterilecek diye denilmesine rağmen vizyon tarihi 9 Nisan’a kadar ertelendi.

Polis ve Güneşin Oğlu filmlerindeki senaryo inceliklerinin de referans gösterilebileceği Beş Şehir, bir polis, bir tezgahtar, bir öğretmen, bir seyyar satıcı ve 11 yaşında bir çocuğun yaşamla, ölümle ve aşkla iç içe geçen hikayesini anlatıyor. Kısaca söylemek gerekirse ; Beş Şehir öyle ya da böyle bir kesişen hayatlar filmi. Silding Doors , Monster’s Ball ve 11:14 bu manada izlediğim en iyi örnekler iken bizden birinin bizim hikayelerimizi böyle incelikle sergilemesi takdire şayan.

– Film hakkında ciddi bilgiler içerir –

Filmi, Antalya‘da ödül aldıktan sonra bekliyor ve sinopsisini okumama rağmen açılış sekansında bizi karşılayan “Aydın” yazısından bir zoka yemiş olduğumu da belirteyim. İsim Beş Şehir olunca ve Aydın yazısı belirince insan ister istemez şehir olan Aydın zannediyor. Bu güzel feykten sonra film, polis memuru Aydın (Tansu Biçer) karakterine hızlı bir giriş yapıyor. Aydın, mecburi hizmetini tamamlayıp İstanbul’a tayin olmuş bir polis memurudur. Henüz yeni yerleştiği şehre alışmaya çalışırken, Beyoğlu’ndaki bir şekerci dükkanında çalışan Mehtap’a gönlünü kaptırıverir. Aydın, dibine kadar yalnız bir polistir. Devamlı yumurta yiyen, depozito için ev sahibini atlatan ve gösteri yapan öğrenciyi ölümüne coplamaktan çekinmeyen sorunlu bir polistir hatta. Aydın, saplantılı bir aşıktır, kendisine dur demeden takip eden cinsten..

“beni vur…. beni onlara verme
külümü al uzak yollara savur
dağılsın dağlara dağılsın, bu sevdamız
ama sen ağlama dur”

Bu noktada Tansu Biçer‘in doyumsuz güzellikteki oyunculuğuyla beraber Aydın karakterinin yalnızlığına vakıf oluyoruz, Onur Ünlü‘nün kendi filmi Polis‘e giydirmelerine şahit oluyor gülümsüyoruz, yine Aydın karakterinin sazıyla eşlik ettiği Ahmet Kaya şarkısı “Beni vur,onlara verme” nin eşliğinde ve yavaş çekimle filmin ilk ölümüyle karşılaşıyoruz. Peşinden gittiği Mehtap ile çay bahçesinde karşılıklı olarak konuştuklarını zannederken aslında öyle olmadığını, kendi kendine konuştuğunu görerek ikinci güzel feyki de yemiş oluyoruz bu arada. Hikayenin sonunda ; “Çayevlerine gerekli önem verilmeli” diyen Onur Ünlü, Aydın karakterinin akıbetini bir çayevinde atılan molotof sonucu gösterdiği görüntüyle merak ettiriyor..

Aydın karakterinin akıbetinin gizemini üstümüzde bırakan film, gözüken “Osman” yazısıyla ikinci seçkiye giriyor. İlköğretim öğrencisi Osman’ın (Ege Tanman), her ne kadar arkadaşları içerisinde daha küçük gözükmesine takılsam da onun da akıbetinin Aydın‘ınkiyle eşdeğer gidiyor olması meraklandırdı doğrusu. Osman da yalnızdır ve folklor ekibindeki bir kıza aşıktır. Kendi küçük hissettikleri büyük olan bu küçük adam da aşkının peşinden hesapsızca gitmekten çekinmiyor. Hele ki hastalığının ifşa olmasından sonra biraz dramaya kayan senaryo, Osman‘ın aşkı için yaptığı büyük işten sonra bambaşka bir hal alıyor. Yine bir ölüm ve kimse masum değil, aşk masum..

Osman‘ın akıbeti de her ne kadar tahmin edilse de gizemini korurken “Şevket ve Kedi” yazısı bizi karşılıyor. Yunus Emre‘den kıssalar ve ardı ardına girip kulaklarda hoş bir tını bırakan diyaloglar eşliğinde ısındığımız Şevket’in (A.Rıfat Şungar) hikayesi her ne kadar şiirselliği sürdürüyor gözükse de özellikle sonlara doğru ritmi düşürüyor. Film, burada Dilek (Beste Bereket) karakterini de Aydın‘ın hikayesindeki Mehtap ile aynı karede göstererek kesişen hayatlara ilk düğümü atıyor. Denize nazır bir çay bahçesinde Şevket ile Dilek‘in diyalogları o sahneyi bambaşka yapmıştır gözümde. Çok da güzel olmuştur. Ve hikayenin sonunda yine bir ölüm ama aşığın sınanmaması gerektiğini gösteren ölüm.

Son iki hikayede Tevfik Öğretmen (Bülent Emin Yarar) ve kızı Dilek yer almakta. Yani düğümlerin sırasıyla atılıp hayatların kesişmelerini gösteren sahnelerin birer birer geldiği hikayeler.  Tevfik Öğretmen’in tüyler ürperten cinayeti ve içine düştüğü kumpas gerim gerim gererken, Osman‘a “bunu yapabilir misin” derken içinde bulunduğu psikolojinin müthiş yansıtılması yine drama sevkediyor. Öldü sandığımız ama akıbetleri gizemini koruyan karakterler de çeşitli absürdlüklerle tekrar karşımıza çıkarak şiirin son mısrasının tamamlamaya meylediyor.

Nihayetinde Beş Şehir, karakterleriyle, diyaloglarıyla, dikkat edilesi ayrıntılarıyla hatta ve hatta tek plan görüntüleriyle dahil çok şey anlatan bir film. Ölüm var dedirten, ve ölümün nerden ne şekilde geleceğinin bilinmeyeceğini gösteren, senaryosuyla takdire şayan cinsten. Bazen rus ruleti oynadığımız, bazen kağıttan bir elle tutunmaya çalıştığımız, bazen koskoca kalabalığın içinde yalnız kaldığımız ve aynalarla kendimize arkadaş edindirdiğimiz hayatın herkese aynı ağırlıkta çökmediğini gösteren Beş Şehir, bence Onur Ünlü‘nün en iyi filmi olup çıkıyor. Şiire devam..

20 Nis 2010 tarihinde Film Kritikleri içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. 9 Yorum.

  1. Selam İzlandik :) Eyjafjallajökull’ün (umarım ün eki alıyordur, bi türlü telaffuz edemedim de :) ) patlamasından sonra hala İzlanda’ya gitmek istiyor musun?

  2. İzlanda şaha kalksa dese ki bana “küllerinnn içinden canımmm koşarak koşarak gel bana gel.” yine giderdim :p Küller beni yıldıramaz.

  3. Zamanında satışa çıkardıklarında alaydın iyiydi :)

  4. Ben bişey kaybetmedim , kaybeden izlanda oldu :p

  5. Bütün filmleri Ah Muhsin Ünlü’ye bir yol olarak gören beni çok çok etkilemiş filmdir Beş Şehir.Gösterime girişini gün gün bekledim.Pek kimseler çok da “iyi” bulmasalarda ben her daim Onu Ünlü’nün anlatımını sevenlerdenim.Onun şiirlerine çok aşina olup sevdiğimden midir bilinmez,izlettiği her şey bana bir şiirinden fırlamış gibi geliyor.Filmde de zaten bazı sahnelerde alkışlayasım geldi:P
    Ben en çok “Şevket ve Kedi” hikayesine vuruldum.Kızla aralarında geçen diyaloglara bittim.
    -Şevket komik bir isim:)
    Kediyle aralarında geçen sevdiğin kıza çay-kahve ısmarlama muhabbeti..
    yine silah yine ölüm.

    hadi Dublörün Dilemmasını bir an önce çeksin göstersin bize.

  6. Ne diyorsun sence de Onur Ünlü, kendisini Şevket’in hikayesinde mi yansıtmış ?
    Yazıda atlamışım, Osman’ın hikayesinde Anne karakteri çok ağlaktı be. Yakışmadı. Ayrıca Afyon’a giden trende 5-10 saniyede olsa Onur Ünlü’yü görmek gülümsetti. Her ne kadar son dönemde kendi çektiği filmde görünmek moda olsa da :)

  7. Film aslinda cok anlamli idi. eger gercekten izlenirse.ayrica filmde cok sahne de cekim hatasi vardi.örnegin Aydinin intihara kalkistigi sahnede sag kolu sakat gösterilirken ama mehtapa siktiginda sol kolunun sakat oldugu gösterildi.yapmayin ya yönetmenler.ama filmi sabirli bir sekilde izleyin begeneceksiniz

  8. şiir yok

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: