Shutter Island



Yönetmen : Martin Scorsese
Oyuncular : L.Di Caprio, Mark Ruffalo, Ben Kingsley

Mystic River, Gone Baby Gone filmlerinin yanı sıra 4 sezonunu izleyip bitirdiğim The Wire gibi muhteşem bir dizinin senaryosuna katkıda bulunan Dennis Lehane‘nin aynı adlı romanından uyarlanan Shutter Island (Zindan Adası) , Scorsese ustanın Di Caprio ile çalıştığı 4.film olarak geçen hafta ülkemizde vizyona girdi. David Lynch – Brad Pitt ikilisinden dönen proje, Scorsese’nin titizliğinden ve 2010 Oscar’larında haklı olarak yarışmasını istememesinden dolayı ertelenmişti. Dünyada vizyon tarihlerinin sakin bir tarihe çekilmesi gayet de yerinde bir karar olmuş.

Scorsese – Di Caprio ikilisinin birlikte çalıştığı diğer projelerin (Gangs of New York, The Aviator,The Departed) 9 Oscar ve 6 Golden Globe ödülü almasından dolayı bu filmde de beklentilerin hayli yüksek olması doğal bir durum olarak göze çarparken, ben dahil çoğu kişinin büyük beklentilerin yanında merak ettiği diğer bir konu ise ; Scorsese‘nin modern sinema metaforlarına selam çakacak mı çakmayacak mı sorusu idi. Kuşkusuz bunda diğer usta yönetmenlere nazaran kısa aralıklarla film çekiyor olmasının büyük bir payı var.

Beklentilerimi karşılamış olmasına rağmen, beklenti içine girilmeden,konusuna bakılmadan, mantık hatası aranmadan izlenmesi daha makul olan Shutter Island, A Beatiful Mind‘den sonra akıl dehlizlerinde yolculuk yapmaya 1.sıradan yer ayırttırıyor. Öyle ki daha ilk dakikalarından itibaren ilerisi için ipuçları vermesine rağmen feribottan gelen ses ile irkilip, gerilimin dozuna karıştıkça neler olduğunu anlamadan bir süre geçiyor film. Rahatsız edici ve düşündürücü sahnelerin tek tek gelmesiyle beraber 1 dakikasında bile gözlerin ayrılmayacağı film haline geliyor.

Filmin görünen tarafına bakılarak gözüken konusu ise şöyle ; 1954 yılında, polis müdürü Teddy Daniels (Leonardo DiCaprio) ve partneri, Chuck Aule (Mark Ruffalo), akıl hastası Rachel Solando’nun hastaneden kaçışını araştırmak üzere Ashecliff Hastahanesine gelirler. Rachel, üç çocuğunu boğarak öldürmüştür. Teddy araştırması sırasında hastane yönetimi tarafından birçok sınırlamayla ve prosedürle karşılaşır, bir yandanda gördüğü deniz feneri onu hep tedirgin etmektedir.

Flashbacklerin harika eşliği filmin rahatsız edici ve gerisi ortamını adeta mükemmele çevridi diyebilirim. Kayalıklardan türeyen farelerin resmedilişi, görüp görülebilecek en iyi rüya sahneleri, hele hele göl sahnesinde Di Caprio’nun muhteşem oyunculuğuyla desteklenen yine muhteşem bir dram sunusu filmin üst düzey yanlarıydı. Çeşitli metaforların gayet tutarlı ve akıllıca işlenmesi (kadının yarısı yanıyorken, aynı zamanda kan gelmesi sahnesi) de Scorsese‘nin ne denli akıllı ve ne denli büyük bir yönetmen olduğuna birinci dereceden işaret.

which would be worse? To live as a monster … or to die as a good man. ?

Hikaye ve gizemin son sahneye kadar çok güzel bir şekilde işlenmiş olması, fırtına,yağmur, kayalıklar vb. etkenlerle desteklenen ortamın rahatsız edici müzikler eşliğinde sunulması, gerilimin ve köşeye sıkışılmışlık hissinin tamamiyle izleyiciye geçmesini sağlıyor. Bir iki klişenin filme dahil olmasının önüne geçilemezken,aynı klişelerin ustalık ve dahilikle izleyicinin yaşadığı gerilime hiç hissettirmeden katılıyor oluşu da takdire şayan. Çeşitli mecralarda finali yavan kalmış diye lanse edilse de bence harikaydı. Üstüne uzun süre düşündürecek gibi duruyor.. Di Caprio‘nun sinema hayatında bence en iyi performansıyla desteklediği Shutter Island, tüm bu olumlu etkenlerden sonra kendini kesinlikle izlenebilir kılıyor. Gerilim türüne sağlam bir selam çakan Scorsese ustaya bir selam da bizden olsun :=)

26 Mar 2010 tarihinde Film Kritikleri içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. 10 Yorum.

  1. tamam leo çok iyi filmlerde oynuyo martin amcamın kaçıncı filminde oynuyo allah bilir ama çekilmiyo lan bu itici şey

  2. gittikçe çirkinleşiyor hakikaten :D

  3. which would be worse? To live as a monster … or to die as a good man. ?

    hangisi daha iyi? canavar olarak yaşamak mı- yoksa iyi bir adam olarak ölmek mi?
    derken aslında izleyicinin aklını tekrar suçsuz olabileceğine itmiyor mu sizcede? bunu deli olduğunu kabul etmiş izleyici kitlesi şu açıdan bakabilir ”tabi, adam deli çıktı bunu söylemesi deliliğinin hala devam ettiği olabilir”.

    Ama bence film başında deli olmadığına, ortasında deli olduğuna ve sonunda kafa karıştıracak bir sözle izleyicilere bıraktığı düşüncesndeyim.

  4. şimdi öyle birşey ki filmdeki çeşitli metaforlara bakıyorsunuz diyorsunuz ki hayır deli değil,oyun oynanıyor.. mesela mağarada kadınla,hapishanede adamla konusmasi. ama sonra diğer taraftan bakiyorsunuz deli diyorsunuz. sigara pakedi aslında yok, masada su bardağı yok.. ona öyle gözüküyor mesela.

    hele hele ki sonu. bence leo’nun bu sözü söylemesinden sonra chuck’in tepkisi kopariyor kayisi.

    niyetim ki filmin her yeri izleyiciye düşündürecek birşey bırakıyor. bize sadece çözmeye çalışmak, yorum getirmek, kafamızı karıştırmak kalıyor. scorsese itinayla beynimize oyunlar oynuyor. a beatiful mind 2 dercesine hemde :=)

  5. Vizyona girer girmez gitmeyi düşündüğüm bir filmdi.Hala düşünüyorum

  6. Kuzenim ve halamı memnun etmek için eyvah yvah ve büşra derken Alice ve bu filmi kaçırmaktan korkmuyorum değil:D tek boş vakitlerimi bunlara harcadım,tiz vakitte gidelim.
    Rüzgar ne dersin hoş olmaz mı;H

  7. hala izlemeyenleri esefle kiniyorum.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: