Hayat Var


Yönetmen : Reha Erdem
Oyuncular : Elit İşcan , Erdal Beşikçioğlu , Levent Yılmaz

Kaç Para Kaç ve Beş Vakit‘ten sonra adeta beni izlemeye devam edin diyen Reha Erdem‘in 5.filmi Hayat Var. Aslında her filminde hayat var. Ama 5.filminde daha çok hayat var. Gittikçe kimliğini değiştiren bir Türk sinemasının içinde  gittikçe çıtasını yükselten bir yönetmen düşünün.. Bu yönetmeni tüm meziyetlerini kolaj bir şekilde ortaya sürerken düşünün bir de. Ne kadar da güzel düşünmesi. Daha da güzel olan bu düşündüklerimizi şiir gibi izleyebilmiş olmamız :)

Konu kimyası bakımından son dönemde aşina olduğumuz şeyler var,evet. Kıyıda köşede kalmış hayatlar ve bunların yansımaları. İhtişamlı İstanbul boğazının kıyısında derme çatma bir evde yatalak dedesi ve küçük teknesiyle balıkçılık ve bir takım gayri yasal işlere aracılık yapan babasıyla yaşayan 14 yaşındaki Hayat’ın hikayesi.. Hayat rolünde daha ufacık yaşta yine Reha Erdem‘in Beş Vakit’te rol verdiği Elit İşcan yer alıyor. Baba rolünde ise Köprü dizisinden, Vali filminden ve bir kuple de olsa Barda‘dan bildiğimiz,ekranların uyumlu yüzü Erdal Beşikçioğlu var.

Reha Erdem, bir röportajında soft olarak bir kızın çocukluk ile genç kızlık evresine geçişini yansıttıklarını söylüyor. Ama bu söylenirken bile filmin gizemi cümlelerde yatıyor aslında. Şayet bir evrenin acitasyondan uzak  bir şekilde  ama acı içinde anlatılması öyle soft olarak anlatılabilecek birşey değil bence. Reha Erdem bu sözüyle filmden önce rüyaya soktuğu seyirciyi filmde ayıltıyor. Sonunda da bayıltmaktan beter ediyor. 14 yaşındaki bir kızın gözünden arada kalmış bir hayatın portesini hafif ama can alıcı bir şekilde izlemeye başlıyoruz. Daha ilk kareden bu filmin tehlikeli şeylere alet olduğu da apaçık ortaya çıkıyor.

45. Antalya Film Festivali SİYAD (Sinema Yazarları Derneği) Özel Ödülü

59. Berlin Uluslararası Film FestivaliTagesspiegel Gazetesi Okurları Jürisi Özel Ödülü

42.SİYAD ÖdülleriEn İyi Film

Reha Erdem, tüm ustalıklarını Hayat karakterinin üzerinde denemiş ve alnının akıyla çıkmış dersek hiç de yanlış olmaz. Bir kızın tarif edilemeyecek derecede yalnızlığı, kenarda kalmışlığı, arada ezilmişliği, göremediği sevgi harika anlatılmış. Üstelik üzerinde durulan zıt figürler de kesinlikle filme hayat veriyor. Göremediği sevgiyi değişik mecralarda, değişik olaylar vasıtasıyla görmeye çalışan Hayat’,yönetmenin de söylediği “tekinsiz” ortamda bu zıt figürlerin arasında çeki düzen verdiği ev ortamına ve ailesine kendi hayatını da eklemek istiyor film boyunca.

Annesinin başka bir adamla evliliğinden olan çocuğu kıskanışı ve emziği ağzına koyması bir başka düşündürüyor, annesinin “artık kadın oldun” deyişiyle uğradığı şok ve nefes almaktaki zorluğu bir başka düşündürüyor.. Çocukluğunu yaşayamamış ama yaşamak için müthiş bir ironinin içine giren Hayat’ın uğradığı taciz sonucu verebileceği tepkinin avuç avuç gofret almaktan ibaret olduğunu izliyoruz. Aldığı gofretleri sınıf arkadaşlarına dağıtarak yapmacık sevgilere bile muhtaç olduğunu izliyoruz. Yönetmen, yine bir ironiyle ismini Hayat verdiği bir karakterin üzerinden, farkettirmeden ama sonuna kadar hissettirerek “Hayat,zordur!” diyor. Öyle ki hayatın tüm keşmekeşini tüm ayrıntılarıyla 14 yaşındaki bir kızın gözünden izliyoruz. Açlığın muhallebiye ya da lüks hayata değil de sevgisizliğe olduğunu izliyoruz.

Bu kadar söylememe rağmen, Hayat karakteri üzerine çok daha fazla şeyler yazılabilir. Sayfalarca hemde.. Tıpkı hayat üzerine herkesin tonlarca söylemek istediği şeyler gibi.. Karakter anlatımını burada kesiyor, filmin şukela boyutunu 10 kat artıran diğer nüanslara geçiyorum.. Dikkat edilmesi gereken diğer bir olay ise filmin başından sonuna kadar harman edilmiş ses miksajı. Hayat’ın iç sesi, polis sirenleri, vapur sesleri, oyuncak bebekten çıkan sinir edici şarkı.. Ve Orhan Gencebay! Theo Angelopoulos filmi izlermişcesine hayran kaldım. Seslerin müthiş harmanlanışının yanında, Nuri Bilge Ceylan‘ı bir alt basamağa iten görüntü yönetimi ve çekimler var.

Reha Erdem şu filmiyle benim gözümde son dönem Türk yönetmenlerin içinde hatırı sayılırlığı alt üst etmiştir. Nereye koyacağımı bilemedim. Aynen filmi bir konuya sığdıramadığım gibi. İnsan üstü bir performans sergileyen Elit İşcan, ve onun üzerinden tamamen bir hayatı bize gösteren Reha Erdem var. Zekasını kurgucu ve senarist özelliklerine yayan bir Reha Erdem hem de. Bizden bir film var.. Kosmos‘u deli gibi bekleyen bir bünye var burada bir de. Elit İşcan‘ı es geçip Büşra Pekin‘e kadın oyuncu dalında ödül veren SİYAD‘ı anlamayan bir bünye hem de.

Son olarak izleyerek sinema namına kapatılacak çok boşluk olduğunu anlatan bir film var karşımızda. Buram buram iç burkan bir yapım. Üstüne üstük sigarayı “geber” kelimesine ilikleyen, bira şişelerini gemilere attıran, bazı yerlerde dedenin alamadığı nefesi bize de aldırtmayan bir film. İzlememek olmaz.. Meşhur Orhan Gencebay parçasını şuradan dinleyebilirsiniz. Merak ediyorum acep filmin sonunda koltuktan şarkıyı dinlemeyi bitirmeden kalkan var mıdır ?

02 Mar 2010 tarihinde Film Kritikleri içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. 6 Yorum.

  1. Bu ülkeye daha çok reha erdem’ler lazım :=)

  2. Ayrica filmde bebekten çıkan gıcık seste “you’re my sunshine..” diyor. Filmde gıcık duruyor ama Norman Blake’den dinleyince pek de güzel. :) Söylemeden geçemedim,sevdiğim parçalar arasındadır.

  3. filmin sonundaki sarki kendini belcika’nin Mons kasabasinda bile, dilimizi anlamayan izleyici grubunun cogunluguna dinletti.:)

    bir de fransizcadaki “turk gibi sigara iciyor” deyimini fazlasiyla hakli cikartti.:-)

    sakalar bir yana, mukemmel bir filmdi.
    ben Tarkovski+ Nuri Bilge+ Angelopoulos yonetmenliginden ogeler hissettim ama hepsinden ayrilan kendine has bir sentezdi bu film.

    yaziniz icin cok tesekkurler.

  4. Ben teşekkür ederim :=)

    Yalnız şu filmdeki görüntülerden sonra Nuri Bilge Ceylan’ın olağanüstü birşeyler yapması lazım ki o daha iyi bu işte diyeyim :D

    Tarkovski konusunda ise haklısınız. Zaten Reha Erdem’in kendisi de söylüyor bunu. Ki böyle ağlayıp sızlatmadan iç burkmak onun tarzına epey yaklaşık.

  1. Geri bildirim: Kosmos 16 Nisan’da Vizyonda! « Buzdan Hayaller

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: