Man Som Hatar Kvinnor (The Girl With The Dragon Tattoo)


Yönetmen : Niels Arden Opley
Oyuncular : Michael Nyqvist, Naomi Rapace

Kitapları henüz basılmamışken vefat eden İsveç’li yazar Stieg Larsson‘un üçleme kitabının ilk uyarlaması olan film Danimarkalı yönetmen Niels Arden Opley tarafından yönetildi. 41 ülkede 22 milyondan fazla satan bir kitabın uyarlamasının da kuşkusuz kumaşı iyi olacağa benziyordu.

Sanayi alanında ülkede söz sahibi olan bir iş adamına yönelik yolsuzluk iddaalarının bir şekilde ayyuka çıkarılmasından sonra hapis cezasına çarptırılan gazeteci Mikael Blomqvist, Vanger şirketi mensuplarından Henrik Vanger‘in 40 yıl önce ortadan kaybolan yeğeni Harriet Vanger hakkında dişe dokunur birşey bulması maksadına müdahil olarak “tanrının bile unuttuğu” bir yere yerleşmesiyle olaylar gelişmektedir. Tabii bu olaylar gelişirken diğer tarafta da bu gazeteci hakkında derin bir araştırmaya girişen Lisbeth Salander adında güvenlik şirketinde üstün zekasına araştırma yeteneklerini de katarak çalışan bir hacker karşımıza çıkıyor.

Ortada öldüğü düşünülen ama öldü mü kaldı mı belli olmayan bir kız ve birçok şüpheli aile mensubunun hakkında bilgiler ve portreler eşliğinde yine bir tümvarım yöntemiyle çözüme ulaştırılacak gizemli bir olay olduğu anlaşılıyor. Film bu noktadan sonra tamamen izleyici konunun ve gizemin içine çekiyor dersek yanlış olmaz heralde. Müziklerin de yerinde eşliğiyle beraber zaman zaman hat safhaya çıkan gerilim sekansları da çok güzel işlenmiş. 152 dakikalık bir “mystery”.

Yalnız ortada olan ve güzel harmanlanmış bir konunun böyle salt olarak yansıtılması tabii ki olmazdı. İşte bu devrede bir ülke portresinin yine kendini hissettiren açığa çıkan yanları yansıtılıyor. Kadın, kadının bu ülkedeki etkisi ve gerek sosyal-kültürel alanda gerekse aile içinde erkeklerin onlara karşı tutumu biraz arka planda da olsa acı bir şekilde gözler önüne seriliyor. En güzel bağlanan yanı ise din ve ırk ayrımının eşiğinde nefret durumuna gelen iğrençliğin Tevrat‘tan kıssalarla gizeme dahil olmasıydı. Tabii ki 152 dakikalık dilimde kapitalist düzene savrulan sağlı sollu kroşeler de unutulmamalı..

Hakkında çok yazıp söyleyip gizemi ve 152 dakikalık heyecanı hakkında çok fazla bilgi vermek istemiyorum. Yalnız yazmadan geçemeyeceğim ve filmin tam da can alıcı yerinde bir Avrupa sinemasına mensup hele hele İskandinav sinemasına dahil bir filmden beklenmeyecek bir acemilik yapılmıştı sanki. Gerçi bu hem bahsettiğim can alıcı sahnesinde (birdenbire girişilen isim analizleri ve Harriet’in bunla bağlantısı) hem de filmin sonunda kendini hissettiriyor. Danimarkalı bir yönetmenin İsveç lokasyonlu bir filmde Hollywood vari hızlandırmalara niye gerek duyduğu çok ama çok revaçta kalan bir durum bana göre. Filmin yoğunlukla ağır bastığı o heyecan sonunda biraz düşüyor diyebilirim.

Oyunculuk namına harikulade doğallık ve tam olarak gediğine oturtulmuşluk var. Lisbeth karakterinin içinde bulunduğu psikoloji filmin başından sonuna kadar çok iyi yansıtılmış. Ki karakter de buna kayıtlı kalmış. Gazeteci rolündeki Mikael de bu role harika bir uygunluk sergilemiş. Biri çokca kaybetmiş ve uzatma dakikalarında gol koklayan futbolcuvari hayata tutunmaya çalışan ama sosyal alandan soyut,empati ve arkadaşlıktan yoksun kız ve yine kaybetmenin eşiğinde kaderine razı bir görüntüdeki adam. Ve bunları birleştiren önce profesyonel sonra duygusal bir bağ. İyi bir ikili oldular denilebilir.

Bana göre birkaç dezavantajına rağmen mutlaka izlenmesi gereken heyecanın hat safhada olduğu gizemli mi gizemli gerim gerim geren bir yapım var ortada. Öyle ki heyecandan ve empatiden yoksun bir karakterin bile psikolojisine bürünüp sahnelerde onlarla aynı duyguları yaşayabiliyorsunuz. Çok önce filme rastlamama rağmen afişinin iticiliği yüzünden izlemediğim bu filmi izlememe sebep olan SirEvo‘ya teşekkürü borç bilirim :) Hedefim serinin diğer filmlerini izlemeye koyulmak ve kitabına başlamak olacak. O zaman daha da yerine oturacak fikirlerim.

23 Şub 2010 tarihinde Film Kritikleri içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. 2 Yorum.

  1. Arkadaşım bu kitabı bana sipariş ettirdiğinde dalga geçmiştim.Alacakaranlık serisi gibi popüler kültür ürünü anlatımdan yoksun sandım ( Alacakaranlığada giydirdim bu arada:D:D) Ama sonra çok güzel önyargılarınızı yıkın dedi:D Okumadım ama açıkçası ilk kitabı okumayı düşünüyorum ben kuzum.Sonra hayal kırıklığı yaşayıp filmdeki karakterlerle özdeşleştiriyorum.Kısa zamanda okur ve izlerim umarım:o

  2. Ben de sipariş verdim kitabı, ne zaman gelirse başlıyorum :D

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: