Sin Nombre


Yönetmen : Cary Fukunaga
Oyuncular : Paulina Gaitan, Edgar Flores

Güney Amerika sinemasına devam diyerek daldığım bir film daha.. Meksika‘ya yemeklerinden sonra sempati duyulacak tek şeyin arada bir piyasaya çıkan ama güzel şekilde çıkan filmleri olduğunu öğrenmek için iyi bir deneyim oldu. Sundance 2009’da en iyi yönetmenlik ödülünü alan Cary Fukunaga‘nın bu film için adeta nimet olduğunu biraz araştırdıktan sonra öğrendim. Çünkü filmin gerçekten de ilginç bir hikayesi var. Bundan birkaç sene önce gazetede yasadışı yollarla ABD’ye gitmek isteyen insanların bir kamyon içinde mahsur kalması ve ölümlerin oluşu başlıklı bir haber okuyan yönetmen böyle bir film çekmeye karar vermiş. Karar vermekle kalmamış gidip o coğrafyada o koşullarda mültecilik yapan insanlarla aynı vagonlara binip yasadışı yollarla yolculuk yapmış,çetelerle tanışmış. Bunun için bile izlenir olmaya aday bir film..

Daha ilk sahnelerde yarı çıplak bir adamın belinde gözüken silahla o toprakların portresi gözüktü.Bu yönden çokca City of God‘u andırsa da işin içinde başka olayların olduğu da açıktı. Iki farklı karakter ve bunların etrafında dönen öyküler olduğunu anlamamızla başlıyor tabii ki bu. Birincisi, Honduraslı Sayra isimli genç bir kız. Öz babasının görünce tanımayıp şaşırdığı,koruma içgüdüsünden bihaber azimli bir kız.Babası ABD’de yeni bir evlilik yapıp hayat kurmuş ve Honduras’a dönüp onu da yanında Amerika’ya götürmek istemekte. Diğeri ise Meksika’nın ve dolayısıyla o coğrafyanın ezelden beri ağrıyan yarası çetelerden birine üye olan asıl ismi Willy olan takma adıyla Casper adlı hayattan hiç bir beklentisi olmayan “gündelik” yaşayan bir genç.

Biri geçmişini güzel yaşamak için yollara düşüp bir şehrin cazibesine daha doğrusu rahat yaşayabilmenin özlemine kapılan kız, diğeri ise gündelik yaşamaktan önündeki günleri umrunda olmayan daha çok kapana kısılmaya mahkum görüntüsünde oğlan. Ikisinin de geçmişinden çok az nüanslarla giriş yapılıyor. Ikisinin hayatinin bir yerde kesişecek olması klişesine yavaş yavaş adapte olan ve böyle ilerleyen bir film. Aslında bu iki karakterin yanında 12 yaşında çok masum gözüken ama bana göre filmin en tehlikeli karakteri. O ise filmde sürpriz..

Tabii ki film, bunlarla sınırlı değil. Asıl bombanın “çeteler” mevzuuna bakış açısı olduğunu söylemek çok da yanlış olmaz. Bir ülke düşünün uyuşturucunun başta ABD ve Güney Amerika olmak üzere yakın coğrafyalara dağıtımının ana şehri. Şiddetin günbegün arttığı, adam kaçırılma olaylarının dünyada en çok yaşandığı yer. Chiapas ve Cancan bölgelerinin dünyanın en tehlikeli bölgeleri olduğu. Böyle bir ülkede değil hayata tutunmak kaç gün yaşayacağını bilmek bile çok zor olurdu. Bu Meksika ile sınırlı değil. Guatemala, Honduras diye gidiyor.. Başlıca nedenlerini de saymak çok zor olmasa gerek : başta yoksulluk ve yoksulluğun doğurduğu bir eğitimsizlik !

Çocukların çeteye girmek için kendini kanıtlama çabaları, bu kanıtlama çabalarının yedikleri 13 saniyelik acımasız bir dayaktan sonra karşı bir çeteden birini öldürmek olduğu acı dolu bir senaryo. Yönetmen azimle bürünmüş saf bir aşk öyküsünü irdelemenin yanında en ince ayrıntısına kadar bu yoksuzluk ve hayatta kalmak için umutsuz mücadelenin ne denli zor olduğuna eğilmesi daha önemliydi fikrimce. Öyle ki bu umutsuz ama azimli kaçışın perde arkasını babanın kızına “bu gördüğün insanların yarısı bile ABD’ye ulaşamayacak” demesiyle çok daha iyi anlıyoruz.

Riske girmemek, günahkarlıktır.

POSTER‘den..

Kesişen ama uzlaşamayan hayatlar, yoksulluk, sefalet, çeteler ve yaşattıkları zülmün fotoğrafı, umutsuz mücadele, hayatta kalmak, alt sınıf, kaçış.. Her ne derseniz diyin her ne anahtar kelimeyi layık görürseniz görün hakkını verecek cinsten. Bütün bu döngülerin bir ayılma portresi. Sonuna kadar nefes nefese ve tıkırında işleyen bir senaryo ve gayet de güzel bir son, müthiş doğallıkta oyunculuklar ve Meksika’nın yemyeşil görüntüleri ile beraber çok hoşuma giden bir soundtrack..Ilk yönetmenlik deneyimi olduğuna inanmak herkes gibi zor.

Son dönemlerde izlediğim filmler konusunda gayet şansım yaver gidiyor, uzun zamandır kötü diye nitelendirebileceğim bir film izlemedim. Tavsiyelerimle ve böyle sürmesi dileğiyle. Si yu.

17 Şub 2010 tarihinde Film Kritikleri içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. 6 Yorum.

  1. Başka bir konuda sen tavsiye etmiştin galiba bu filmi. Yeni Gelen Filmler klasörümde bekliyor sakince. Çıkartmak lazım. Teşekkürler yazın için.

  2. Sundance ödüllerinde bahsetmiştim evet :)
    Ben teşekkür ederim, izledikten sonra yorumunu bekleriz.

  3. Güzel film bro :V

  4. Yasin bu arada “Babası ABD’de yeni bir evlilik yapıp hayat kurmuş ve Honduras’a dönüp onu da yanında Amerika’ya götürmek istemekte” kısmında bahsettiğimde ben haklıyım :=)

  5. Açtım bu filmi geçen sonra dedim sıkıcıya benziyo belgesel havasında boş bir gününe bırak hülya dedim.Yasin’de sen de yine izleyin demişsiniz izleyelim bari:D

  6. Bir noktaya kadar sıkıcı olsa da bir noktadan sonra sonunu tahmin etsem bile izledim. Güzeldi, izleyin efem :)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: