Bornova Bornova


Yönetmen : İnan Temelkuran
Oyuncular : Öner Erkan, Damla Sönmez, Kadir Çermik

Altın Portakal Film Festivali‘nde aldığı doyurucu ödüllerle izleme niyetine koyulduğum bir film olduğunu söyleyeyim öncelikle. Yönetmen Inan Temelkuran‘ın ilk filmi Made in Europa‘yi izlemiş olmamin verdiği bir beklenti de vardı tabi. Neyse ki sinemada göremesem de (ismi bornova,bornovada bile 1 hafta gösterimde kalmış,suçum yok.) DVD yoluyla izlemiş bulundum.

Film Bornova‘da bir mahallenin üç beş ayrı mekanında geçiyor. Ki zaten filmin İzmir ve Bornova‘yla olan tek ilgisi burada geçiyor olduğunu bilmemiz ve tepeden bir kuşbakışı fotoğrafın bize gösterilmesi ile ilk sekansta görülen Altay logosu. Bu bakımdan biraz “aa” dedim şahsen. Çünkü ister istemez filmin ismini duyunca lokal birşeyler beklentisi içine giriliyor. Zaten oralarda pek film çekilmezken filme de sadece adını vermek ve film bittiğinde bu eklentinin boşa çıktığını görmek olmamış. Benim için bi’ eksik tarafı da bu belki de. İsmi başka bir ilçe ismi olsa da derdini anlatırdı, hemde dünyanın her yerinde.

Eskiden Altay‘da futbol oynayan fakat müzmin futbolcu olamama sorunlarından sakatlıkla başı belada olup neredeyse futbol oynayamayacak düzeyde dizinden sorunlu olan, askerden yeni gelmiş tek tutabileceği iş olarak aile eşrafından birinin taksisini çalıştırmak olarak gören bir genç, annesi babası öğretmen olan ve gçmişinde kalburüstü çocukluk yaşayan ama her mahallede çocuk ebeveynlerinin “onlarla takılma çocuğum” dediği serseri tipli 30 yaşlarında bir adam, üniversite bitirmekten artık dalga konularına mazur kalan ve geçimini uygunsuz dergilere uygunsuz hikayeler yazarak geçiren, felsefe doktorası yapan ve yine hepimizin aşina olduğu mahalle serserileriyle çocukluğu bir geçen ama helal elma tabirine uygun 30 yaşlarında bir adam daha ve kesişmenin sol halkası olarak 16-17 yaşlarında meslek lisesinde okuyan ve tek derdi anadolu lisesindeki çocuklarla çıkarak kendini kabul ettirmek olan tam anlamıyla “femme fatale” bir kız.

Film hayallerimizin iyice küçüldüğü, ruh sağlığımızı bozmadan yaşamanın zorlaştığı bir dönemde geçer. Sıradan hayatlar büyük umutlara dönüşmüştür.

SİNOPSİS‘den..

.. Neresinden bakarsanız bakın ana karakterler olarak kaybetmişliklerin ve sınıf atlama derdinde olan insanların hikayeleri. Yani bilmediğimiz birşey yok. Herşeye aşinayız ve izlerken de evet böyle böyle diyoruz hakikaten de. Bir bakıma darbenin Türk milletine yaşatmış olduğu hezeyanların yansımalarını izliyoruz aslında. Zaten hissettirmeler filmin daha en başında Kenan Evren sözlerini duymamızla başlıyor. Nereden nereye geldiğimizi apaçık görüyoruz.

Türeyen bir mahalle baskısı, gençlerin durumu ve siyaset ayağına heba olmuş hayatlar.. Haberimiz olan ama belki de konuşmaya çekindiğimiz, ya da kousmak istemediğimiz şeyler aslında. Çünkü yaşanmışlıkların anlatılması filme acayip derecede yoğunluk katmış. Bu bakımdan filmin konu ve kurgusu seyirciye aşina olduğundan koca bir artıyı hakediyor.

Gri tonlamaların yoğunlukta olduğu çekimler karakterlerin ve konunun sıkılmışlığını da iyi yansıtıyor. Buraya bir parantez açarak daha önce çok az filmde gördüğümüz çekim tekniklerine ise hayran kaldım. Önceki bir olayı anlatırken flashback ile geri dönülmesinin yanında o an konuşulanları da aynı karede olayı yaşayanların ağzından bir kez daha duymak hakikaten akıllıca bir yöntemdi. Bunun yanında bir de aynı flashbackin altta ufak görüntüsünün yansıması da çok güzeldi. Üstelik bunları yaparken cılkını çıkarmadan sadece bir kez yapılması da gayet yerindeydi. Bir artı olarak da biraz sonralara dogru kulak tırmalasa da İzmir yöresi şivesi ve küfürler de uymuş.

Oyunculuklar.. Oyunculuklar hat safhada. Özellikle Öner Erkan aşmış derecede. Birçok duyguyu film boyunca harika derecede yansıtıyor. Hele ki filmin kırılma anının 3-5 dakikalık diliminde bir kaç ruh halini aynı anda geçişli bir şekilde oynaması son derece başarılıydı. Aynı şekilde Damla Sönmez ve Kadir Çermik rollerinin hakkını sonuna kadar vermiş. Öyle ki Altın Portakal’da En İyi Erkek Oyuncu Ödülünü Öner Erkan, En iyi Yardımcı Kadın Oyuncu Ödülünü ise Damla Sönmez aldı.

Film afişinin neredeyse çalıntı olması, isminin olmamış olması ve belki de herkesin söylediği gibi “çok iyi kısa film olur” eleştirisi revaçta kalan kısımlar. Ama bunlar hiç de göze batmıyor aslında. Yaşanmışlıklıkların hikayesi olması, hepimizin mahallessinden çıkma bir hikayenin yansıtılmış olması, en nihayetinde hayattaki tek derdi saygı görmek olan bi’ arka mahalle serserisinin tandem bisikletleri hakkındaki düşüncelerini bize bu kadar samimi yansıtması bütün olumsuzlukları örtüyor.

Son dönemde Türk filmlerinin çıtasının bu kadar yükselmesine acayip seviniyorum diyip izlemenizi öneriyorum.

13 Şub 2010 tarihinde Film Kritikleri içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. Yorum yapın.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: