Huzur


Huzur; gün geçtikçe bendeki karşılığı değişen birşeydir. Bazen, gökkuşağını görmektir bazense cam kenarından karın yağışını izlemektir. Ama hep aklımda sabit olan tanımı ile “yanlış yerde aradığımız,kendimizde (içimizde) bulacağımız” birşeydi. Bugün onu hissettim sanki.. Şöyle ki ;

Eskiden babamın katı kurallarına sinir olurdum, ne yalan söyleyeyim öyle. “Ben senin yaşındayken..” ile başlayan ve şırınga ile beynime beynime enjekte edilen öğütler, laflar, iğnelemeler sıkıcı geliyordu. Saçım uzun kalmamalıydı, eve geç gelmemeliydim, çok koşup sıkışmamalıydım vs.. Çocukluğumdan, lisenin son dönemlerine kadar bu böyleydi. Bu katı kuralların yanında bir mesele daha vardı ki bizim ailede, inanılmaz. Okul günlerinde zaten mecburiyetten yerine getirdiğimiz ama haftasonları işkenceye dönüşen birşeydi. Neydi bu..

“Her sabah saat 8 ile 9 arası hepimiz kahvaltıda olacaktık”

Okul günlerinde “anne 5 dakika daha” diyaloglarına giriştiğimiz için zaten bu cümlenin babam tarafından niye söylendiğini ve uygulamak zorunda olduğumuzu anlayamıyorduk. Çabucak iki lokmayı ağzımıza sıkıştırıyor, ince belli bardaktaki çayın yarısını bitiriyor, diğer yarısı ise annem tarafından kapıda içiriliyordu. Ama haftasonları bu tamamen bir eziyetti. Her haftasonu babama isyan bayrağı açsak da gerek üstümüzden battaniye alınarak gerekse başımızda beklenerek uyandırılıyorduk. Cumartesi evde pek kimse olmadığı için ayrı bir eziyet olsa da Pazar günü herkes evde olduğu için yine zevkli bir hale dönüşebiliyordu..

Neyse.. Büyüdük,okul bitti. Hem kendimize göre hem de onlara göre “aklımız çoğu şeye” basabiliyordu artık. Artık saçımızı uzatmamıza birşey denilmiyordu,eve istediğimiz saatte gelebiliyorduk ve daha fazlası..Onlardan uzak ve tek başıma yaşamanın ne demek olduğunu şu naciz bedenim çok iyi bildiğinden artık o sinema replikleri gibi öğütleri ve cümlelerini çok iyi anlayabiliyordum.

Ve günlerden bugündü.. Babam yine usanmadan bizi kaldırmıştı. Annem 30 senelik aile yaşamının vermiş olduğu huzur ve sevinç ile mutfakta dolanıyor ve kahvaltımızı hazırlıyordu. Babamla her zaman yaptıkları ve benim de dinlemekten zevk aldığım o “eskilerdeki” yaşadıkları olayları anlatıp gülüyorlardı. Ben de o arada bugünün farklı olduğunu yüzlernden anlayabiliyordum. Aslında kendimi bildim bileli ailecek yaptığımız bu şeyin neden bugün farklı gelebildiğini ve zevkli gelebildiğini sorgulamıyor da değildim.. Neyse ki karnım acıkmıştı. Ne hoş! Istanbul’un suyundan şikayet ederek her çay içişimde “güzel olmuyor bu çay” deyişlerim yerle yeksan oldu. Çayın kokusu Trabzon’dan geliyordu sanki. Öyle hoş, öyle tatlı. Her zaman katkı maddeli yiyoruz bunu diye söylendiğimiz ekmeği sanki annem sabah değirmenden öğüttüğü undan yapmıştı. Babam, gazeteye göz atarken TRT 2’de habe rbaşlıkları geçiyordu, annem çayı getiriyordu, tereyağının ekmek ile bütünleşmesinden sonra çay ile tüketilme evresini sabırsızlıkla bekliyordum, konuşuyorduk, beraberdik, şakalaşıyorduk ve en önemlisi hiç birimizin o anda düşünmediği ama iliklerimize kadar işleyen huzuru hissediyorduk..

Huzur buydu.. Bu! İçimizde olan hani.. Aileden türeyen :)

10 Ara 2009 tarihinde Kendimden içinde yayınlandı ve olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. Yorum yapın.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: